Salı , Eylül 25 2018
Son Dakika
Ana Sayfa / Konu Anlatımları / 8.Sınıf Konuları / 5. Ünite Konuları: / Besin zinciri ve Enerji akışı

Besin zinciri ve Enerji akışı

 Besin Zinciri:

Ekosistemdeki canlıların birbirini yiyerek beslenmesi bir zincirin halkaları şeklinde gösterilebilir. Canlıların oluşturduğu bu zincire besin zinciri denir.

Canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için enerjiye ihtiyaç duyar ve bu enerjiyi karşılamak için beslenir. Vücuda alınan besinler solunum olayında parçalanarak enerji elde edilir. Vücuda alınan besinler ayrıca; doku yapımı, onarım ve düzenleme faaliyetlerinde de kullanılabilir.

Her bir canlı çeşidi kendi ihtiyaçlarını karşılayabileceği bir ekosistemde hayatını sürdürebilir. Çünkü canlılar, bulundukları ekosistemdeki cansız ve diğer bazı canlı çeşitleriyle her an etkileşim halinde olmalıdır. Örneğin; bitkiler bulunduğu ortamdan her an su ve mineral almalı , otçul hayvanlar çevresindeki bitkilerle, etçil hayvanlar ise çevresindeki diğer hayvanlarla beslenmelidir .

Besin zinciri

Besin zinciri:

Ekosistemdeki canlılar arasında bir beslenme ilişkisi vardır. Bu beslenme ilişkisindeki amaç; canlılar arasındaki enerji (besin) aktarımının sağlanmasıdır. Yani enerji, bir canlıdan diğer bir canlıya besin yoluyla aktarılır. Ekosistemdeki canlıların birbirini yiyerek beslenmesi bir zincirin halkaları şeklinde gösterilebilir. Canlıların oluşturduğu bu zincirebesin zinciri denir.

          Bütün besin zincirlerinin ilk halkasında bitkiler bulunur, Bitkiler ışık enerjisini kullanarak ihtiyaç duydukları besinleri fotosentez olayıyla kendileri üreten canlılardır.

Fotosentez olayıyla kendi besinlerini kendileri üreten canlılara üretici denir. Bütün besin zincirlerinin ilk halkasında bir üretici canlı bulunur.

İhtiyaç duyduğu besinleri kendisi üretemeyen , besin ihtiyacını diğer canlıları yiyerek karşılayan canlılara tüketici denir. Bitkiler üretici, hayvanlar ise tüketici canlılardır. At, geyik, tavşan, fil, inek, koyun gibi canlılar sadece bitkileri yiyerek beslenir. Bu canlılara otçul tüketici (otçul canlı) denir.

geyik
fil

Tilki, aslan, kartal, kaplan, kurt gibi canlılar sadece etle (diğer hayvanlarla) beslenir. Bu canlılara etçil tüketici (etçil canlı) denir. insan, ayı, bazı kuş ve bazı balık gibi canlılar ise hem bitkilerle hem de çevrelerindeki diğer hayvanlarla beslenir . Bu canlılara hem otçul hem de etçil tüketici(hem otçul hem de etçil canlı) denir.
Bir ekosistemdeki bazı canlılar bu ekosistemdeki birden fazla besin zincirinin yapısında bulunabilir. Bu şekilde besin zincirlerinin bir araya gelerek oluşturduğu daha karmaşık beslenme ilişkilerine besin ağı denir.

Besin ağları incelendiğinde ayrıştırıcı (çürükçül) denilen bir canlı grubunun bulunduğu da görülür. Ayrıştırıcı canlılar tüketici canlı grubu içerisindedir. Ekosistemde ayrıştırıcı olarak görev alan canlılar; bazı bakteri ve mantarlar (küf mantarı, şapkalı mantar vb.) dır.

Ayrıştırıcı canlılar doğadaki insan, hayvan, bitki gibi canlıların ölü ve atıklarını (dökülmüş yaprak, dışkı vb.) parçalayarak daha basit yapılı kimyasal maddelere dönüştürür. Bazı ayrıştırıcı canlılar; canlı olan bazı organizmaların vücutlarını da ayrıştırabilir .

Ayrıştırıcı canlılar bu ayrıştırma işlemiyle aşağıda verilen faaliyetleri gerçekleştirmiş olur.

  • İhtiyaç duyduğu besinlerini karşılamış olur.
  • Diğer canlıların ölü ve atıklarını ayrıştırdığı için doğanın temiz kalmasını sağlamış olur.
  • Bitkilerin ihtiyaç duyduğu bazı maddeleri temin etmiş olur. Çünkü ayrıştırıcı canlılar; oluşturduğu basit yapılı kimyasal maddeleri toprağa aktarır .
  • Bitkiler de bu maddeleri topraktan alarak bazı gereksinimlerini karşılamış olur.

Canlılar Arasındaki Enerji Aktarımı:

Canlılar vücutlarında bulunan besinleri solunum olayında kullanarak ihtiyaç duydukları enerjiyi üretir. Canlılar arasındaki beslenme ilişkisi bu canlılar arasında enerji aktarımını sağlamış olur.
Besinler, besin zincirinin her bir halkasındaki canlının vücudunda yapım, onarım ve solunum olaylarında kullanılır. Her bir halkadaki canlı, besinleri parçalarken atık madde oluşturur. Bu atıklar vücut dışına atılırken bir miktar enerji de vücut dışına atılmış olur.

Besin zincirindeki her bir halkada bulunan canlılar aldıkları besinin (enerjinin) %10 unu vücutlarında depolar. Besin zincirindeki bir halkada bulunan canlıdan bir sonraki halkada bulunan canlıya depo edilen enerji aktarılabilir.
Bir besin zincirinde üreticiden tüketicilere doğru aktarılan enerji miktarını gösteren şemaya enerji piramidi denir.

Enerji piramidinin 1. basamağında (tabanında) üretici canlılar, 2. basamağında otçul canlılar, 3. ve 4. basamaklarında ise etçil canlılar bulunur. Bazı enerji piramitlerinin 4. basamağında hem otçul hem de etçil canlılar bulunabilir. Ayrıştırıcı canlılar enerji piramitlerinde gösterilmez.
Canlıların vücutlarında depo edilen enerjinin (besinin) küçük bir kısmı bir üst basamaktaki canlıya aktarılır. Bu yüzden enerji piramidinde alt basamaklardan üst basamaklara doğru gidildikçe aktarılan enerji miktarı azalır.

Fotosentez:

Besin zincirlerinin ilk halkasında her zaman bir üretici canlı bulunur. Üretici canlılar; ihtiyaç duydukları besinleri fotosentez olayıyla kendileri üreten canlılardır. Üretici canlılara bitkiler, alg ler ve bazı bakteriler (siyono bakteriler) örnek olarak verilebilir.

Üretici canlıların ışık enerjisini kullanarak, karbondioksit ve suyu birleştirip basit şekeri (glikoz) ve oksijeni oluşturması olayına fotosentez denir. Fotosentez olayının denklemi aşağıda verildiği gibidir.

Fotosentez denklemi
Fotosentez denklemi incelendiğinde fotosentezin gerçekleşmesi için; karbondioksit, su, ışık ve klorofilin gerekli olduğu tespit edilebilir.fotosentezde giren ve oluşturulan maddeler

Fotosentezde Klorofilin Rolü:

Klorofil, yeşil renkli bir moleküldür. Bitki ve alg hücrelerinde kloroplastın içinde, bakterilerde ise sitoplazma sıvısında yer alır.
Kloroplastların içinde çok fazla miktarda klorofil bulunduğu için kloroplastlar yeşil renkli organeller diye adlandırılır. Kloroplastlar bitkide yeşil olan yaprak, gövde, dal gibi organların yapısında bulunur.

Klorofilin fotosentezdeki en önemli görevi; ışık enerjisini emerek bu ışık enerjisini hücre içinde kullanılabilir kimyasal enerjiye dönüştürmektir. Klorofilde üretilen kimyasal enerji sadece fotosentez olayında gerçekleşen besin üretimi sırasında harcanır.

Uyarı:
Fotosentez olayının gerçekleşmesi için ortamda yeterli miktarda ışık bulunması şarttır. Üretici canlılar hem güneş ışığı, hem de yapay ışık kullanarak fotosentez olayıyla besin üretebilir.

Fotosentezin Aşamaları:

Bitkilerde fotosentezin gerçekleşme aşamaları aşağıda sırasıyla verilmiştir.
a. Işık ilk olarak fotosentez yapabilen hücrelerin, daha sonra ise bu hücrelerdeki kloroplastların içerisine girer.
b. Kloroplast içine giren ışık burada bulunan klorofiller tarafından emilerek hücre içerisinde kullanılabilir kimyasal enerjiye dönüştürülür.
c. Kloroplast içinde üretilen bu enerjinin kullanılmasıyla karbondioksit ve su birleştirilerek glikoz ve oksijen üretilir.

Fotosentez yapan hücrelerde (yaprak hücresi vb.) üretilen glikozların bir kısmı bu hücrelerdeki yapım vb . olaylarda kullanılır . Glikozların bir kısmı ise bitkinin fotosentez yapılamayan gövde, meyve, kök gibi diğer organlarına taşınır. Bu organlara gelen glikozların bir kısmı bu organlardaki yaşamsal faaliyetlerde kullanılırken, bir kısmı ise nişasta adı verilen moleküle dönüştürülerek depolanır.

Fotosentezde oluşan oksijen moleküllerinin bir kısmı oluşturulduğu hücrelerdeki solunum olaylarında kullanılır. Bir kısmı ise yapraklardan atmosfere verilir. Bitkiler fotosentez için gerekli olan karbondioksidi yaprak, yeşil dal veya yeşil gövdesiyle atmosferden alır. Su ihtiyacını ise kökleriyle topraktan karşılar. Bitkiler hayatlarını sürdürebilmek için minerallere de ihtiyaç duyar. Bitkiler mineral ihtiyacını topraktan su ile birlikte alarak karşılar.

Fotosentezde Işığın Rolü:

Fotosentez olayı, yeterli düzeyde yapay veya güneş ışığı bulunan ortamlarda gerçekleşebilir. Karanlık ortamlarda fotosentez olayı gerçekleşmez. Bir bitki üzerine düşen ışık şiddeti arttırıldıkça, bu bitkideki fotosentez hızı da artar. Fotosentez en fazla mor, mavi ve kırmızı ışıkta; en az ise yeşil ışıkta gerçekleşir. Fotosentezin yeşil ışıkta en az gerçekleşmesinin nedeni; yeşil renkli olan klorofillerin yeşil ışığı yansıtmasıdır.

Not:
İyot çözeltisi nişastanın ayracı olup nişastayı mavi-mor renge boyar. Bu yüzden bir bitki bölümünde fotosentezin gerçekleşip gerçekleşmediğini anlamak için iyot çözeltisi kullanılır. Fotosentez olayının gerçekleşmesi için karbondioksit şarttır. Uzun süre fotosentez yapmayan bir yaprağın rengi zamanla açılır ve yaprak sararıp solar.

Fotosentezin Canlılar için Önemi:

Canlıların temel enerji kaynağı güneş (ışık) enerjisidir. Üretici canlılar fotosentez olayıyla ış ık enerjisini kimyasal enerjiye dönüştürerek besinlerin yapısında depolar.
Fotosentez olayıyla üretici canlılar kendi ihtiyaç duyduğu besinleri üretir. Üretici canlıları otçul canlılar, otçul canlıları da etçil canlılar yiyerek besin (enerji) ihtiyaçlarını karşılar.

Üretici canlılar fotosentez olayında atmosferden karbondioksit alır ve atmosfere oksijen verirler. Bu şekilde havanın kirlenmesi engellenmiş olur. Fotosentez olayıyla oluşturulan oksijen molekülü canlılardaki enerji üretim olaylarında (oksijenli solunum) kullanılır. Canlıların çok büyük bir kısmı yaşamını sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğu enerjiyi oksijenli solunum olayıyla karşılar. Bitkiler fotosentez olayıyla insanların farklı amaçlar için kullandıkları ürünlerin oluşumunu sağlar.)

Günümüzde enerji üretiminde kullandığımız fosil yakıtların içeriğindeki enerjinin kaynağı; fotosentez olayıyla depolanan güneş enerjisidir. Milyonlarca yıl önce bitkilerin ve bitkilerle beslenen diğer canlıların toprak içerisinde yüksek basınç altında kalmasıyla kömür, petrol ve doğal gaz adı verilen fosil yakıtlar oluşmuştur.) Fosil yakıtlar yakıldığında karbondioksit gazı oluşur. Atmosfere karışan karbondioksit, dünyadan yansıyan ışınları tutarak dünya ısısının belli bir seviyede kalmasını sağlar.

Eğer fosil yakıtlar fazla miktarda kullanılırsa atmosferdeki karbondioksit miktarı da artar. Bu durumda dünyadan yansıyan ışınların çoğu tutulur. Bu olaya sera etkisi (küresel ısınma) denir. Sera etkisi dünyada sıcaklığın artmasına, iklimlerin değişmesine, buzulların erimesine ve dolayısıyla canlıların yaşamlarının tehlikeye girmesine neden olur. Üretici canlılar gerçekleştirdikleri fotosentez olayında karbondioksit kullanmaktadır. Bu yüzden üretici canlılar atmosferdeki karbondioksit miktarını azaltır. Bundan dolayı da üretici canlılar, küresel ısınmanın olumsuz sonuçlarını bir nebze olsun azaltmış olur.
Bütün canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için enerjiye ihtiyaç duyar.

Örneğin; insan ve hayvanlardaki büyüme, yürüme, konuşma, uyuma, boşaltım, düşünme gibi faaliyetler; bitkilerde ise büyüme, ışığa yönelme, yapraklarında ürettiği besinleri farklı organlara taşıma gibi faaliyetler enerji kullanılarak gerçekleştirilebilen faaliyetlerdir.

Solunum:

Canlıların hücreleri içinde besin maddelerini parçalayarak ihtiyaç duyduğu enerjiyi üretmesine solunum denir. Solunum olayıyla enerji üretimi bütün canlılarda gözlemlenen ortak bir olaydır.

Not:
Canlılar yaşamını devam ettirebilmek için sürekli olarak enerjiye ihtiyaç duyar. Bu yüzden bütün canlılar gece ve gündüz sürekli olarak solunum yapar. Solunum olayını belli bir süre gerçekleştiremeyen canlılar hayatını kaybeder.Solunum olayında enerji üretimi için besin maddelerinin parçalanması şarttır. Bu yüzden canlılar solunum yapabilmek için öncelikle besin maddelerine gereksinim duyarlar.Besin zincirlerinin ilk halkasında her zaman bir üretici canlı (bitki, vb.) bulunur.

Bitkiler fotosentez olayıyla ışık enerjisini besinlerin yapısındaki kimyasal enerjiye çevirerek, gereksinim duyduğu besinleri kendisi üretmiş olur. Besin zincirlerinde bitkileri otçul hayvanlar, otçul hayvanları da etçil hayvanlar yiyerek ihtiyaç duyduğu besinleri vücutlarına almış olur. Hem otçul, hem de etçil beslenen hayvanlar ise hem bitkileri hem de diğer hayvanları yiyerek besin gereksinimlerini karşılamış olur.

ATP _ENERJİ(Adenozin trifosfat):

Hücre içerisindeki olaylarda kullanılan enerji ATP’dir. Besinlerin yapısındaki kimyasal enerji direkt olarak yaşamsal faaliyetlerde kullanılamaz. Bu nedenle besinlerin yapısındaki kimyasal enerji, hücre içerisindeki faaliyetlerde kullanılabilecek enerji olan ATP’ye dönüştürülür. Besinler solunum olayında parçalandığında enerji açığa çıkar.
Açığa çıkan bu enerji ATP’de depolanır. ATP hücre zarından geçemeyecek kadar büyük bir moleküldür. Bu yüzden her hücre ihtiyaç duyduğu ATP ‘yi kendisi üretir. Aşağıdaki şekilde görüldüğü gibi ATP’nin yapIsında 1 tane adenin organik bazı, 1 tane şeker ve 3 tane fosfat molekülü bulunur. ATP molekülündeki enerji fosfat molekülleri arasındaki bağlarda depolanır.

ATP nin Yapısı

Canlılarda enerjiye gereksinim duyulduğunda ATP’deki fosfat grubunun arasındaki bağlardan biri kopar. Böylece bu kopan bağda depolanmış olan enerji açığa çıkar ve canlının enerji ihtiyacı karşılanmış olur.

Solunum Çeşitleri:

Canlılarda iki çeşit solunum olayı gözlemlenebilir. Bunlar; oksijenli solunum ve oksijensiz solunum olaylarıdır .
Oksijenli Solunum Besin maddelerinin (glikozun) hücre içinde oksijen kullanılarak
parçalanıp ATP elde edilmesine oksijenli solunum denir. ·Oksijenli solunurmun görüldüğü canlılar; insanlar, hayvanlar, bitkiler, bazı mantarlar, bazı bakteriler, bazı tek hücreliler (amip, öglena) vb. dir. Oksijenli solunum olayı; insan,hayvan, mantar ve bitkilerin hücrelerinde mitokondri organelinde gerçekleşirken, bakteri hücrelerinde ise sitoplazmada gerçekleşir. Çünkü bakterilerde mitokondri organeli bulunmaz.

Aşağıda oksijenli solunumun denklemi verilmiştir. Denklem incelenirse oksijenli solunumda glikozun oksijen kullanılarak parçalanıp karbondioksit ve suyu oluşturduğu ve bu parçalanma sırasında açığa çıkan enerjiden ATP’nin üretildiği görülür.

Uyarı:
Oksijenli solunum olayı bitki, hayvan, insan gibi canlıların mitokondrilerinde gece ve gündüz sürekli olarak gerçekleşen bir olaydır.

Oksijensiz Solunum

Besin maddelerinin (glikozun) hücre içinde oksijen kullanılmadan parçalanarak ATP elde edilmesine oksijensiz solunum denir. Oksijensiz solunum hücrelerin sitoplazmasında gerçekleşir. Bu yüzden oksijensiz solunumda mitokondri görev almaz. Oksijensiz solunumun görüldüğü canlılar; bazı bakteriler, maya mantarları, bazı bir hücreli canlılar, insan ve hayvanlar (insan ve hayvanların kas hücreleri) dır .

Bazı bakteriler enerji ihtiyacını sadece oksijensiz solunumla karşılar. Bazı canlılar ise (örneğin insan ve hayvanlar) yeterli oksijen alamadığı durumlarda, oksijenli solunuma ek olarak oksijensiz solunum da yaparak enerji ihtiyacının bir kısmını bu şekilde karşılamış olur.Oksijensiz solunum yapan canlılar (bira mayası, vb.) kullanılarak günümüzde hamur ve yoğurt gibi ürünler elde edilmektedir.Unun içine konulan maya mantarları veya sütün içine konulan bazı bakteriler bu ortamlarda oksijensiz solunum yaparak bazı maddeler oluşturur. Oluşturulan bu maddeler ise hamurun mayalanmasını sağlar, sütü ise yoğurda dönüştürür.

Ağır bir çalışma veya egzersiz yapan insan ile bazı hayvanlardaki kas hücreleri fazla miktarda enerji (ATP) tüketir. Fakat bu durumdaki insan ve hayvanların kas hücrelerine, enerji ihtiyacının karşılanmasını sağlayacak düzeyde oksijen ulaştırılamaz. Bu durumdaki kas hücreleri oksijenli  solunuma ek olarak oksijensiz solunum da yapar. Oksijensiz solunumda az miktarda ATP ve yorgunluk asidi oluşturulur.Yorgunluk asidi kaslarda yorgunluk hissinin oluşmasına neden olur. Yorulan insan veya hayvan dinlendiğinde kaslarına yeterli düzeyde oksijen ulaştırılır ve kaslar, enerji ihtiyaçlarını sadece oksijenli solunumla karşılayabilecek düzeye gelir.

Uyarı:
Oksijenli solunumda oksijensiz solunuma oranla çok daha fazla miktarda enerji (ATP) oluşturulur.

Sürdürülebilir Kalkınma

Doğal kaynakların çoğu enerji elde etmek amacı ile kullanılmaktadır. Enerji farklı iki tür kaynaktan elde edilmektedir: Yenilenebilir ve yenilenemez enerji.
Yenilenemez Enerji: Kullanıldıkça doğada azalan ve zamanla da tükenebilen enerji türüdür. Fosil yakıtlar dediğimiz kömür, petrol, doğal gaz, odun ve ayrıca da nükleer enerji yenilenemez enerji kaynaklarını oluşturur. Enerji elde etmek için kullanılan fosil yakıtlar, yakıldıklarında oluşturdukları CO (Karbonmonoksit) ve CO2 (Karbondioksit) gibi atık maddeleri salarak ile doğaya zarar vermektedir. Sonuçta sera etkisi, küresel ısınmaya ve iklim değişiklikleri gibi küresel ve çevresel sorunlara neden olmaktadır.
Yenilenebilir Enerji: Kullanıldığında zamanla azalmayan ya da tükenmeyen enerji türüdür. Hidroelektrik, güneş, rüzgar, jeotermal enerji yenilenebilir enerji kaynaklarıdır. Çevre kirliliğine yol açmaz.

Sürdürülebilir Kalkınma Nedir?

Doğal varlıkların etkin bir şekilde kullanılması çok önemlidir. Çünkü biz insanlar doğal kaynakları hızla tüketmekteyiz. Son yüzyılda doğal varlıkların % 50 sinden fazlasını tükettik. Malesef bu hızla gidersek gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakamayacağız.

Gelecek nesillerin de dünyadaki kaynakları kullanabilmesi için insanların doğal kaynaklara zarar vermeden, bilinçli kullanımının planlanmasına sürdürülebilir kalkınma denir. İnsanların kalkınması, doğal varlıkların korunması ile mümkün olacaktır. Bu nedenle sürdürülebilir kalkınmada en önemli unsur, doğal kaynakların tasarruflu kullanılması ve sonuna kadar kullanılmamasıdır. Sürdürülebilir kalkınma bu dengeyi sağlayarak planlama yapılmasını sağlar.

Sürdürülebilir kalkınma, 3 temel etkene dayanır. Bunlar sosyal yapı, ekonomi ve çevredir.

Sürdürülebilir Kalkınmaya Verilebilecek Bazı Örnekler

• Fosil yakıtlar yerine yenilenebilir enerji kaynakları kullanılarak kaynak israfı önlenebilir.
• Artık ve atık maddelerin yeniden kullanımı sayesinde doğal kaynakların kullanımı azaltılabilir.
• Biyo-teknolojik çalışmalarla beslenme sorunlarına çözüm bulunabilir.

Sürdürülebilir Kalkınmanın Faydaları

1. Sürdürülebilir kalkınma insan ve doğanın birbiri ile uyum içinde olmasını sağlar.
2. Doğal kaynaklar korunur; bu sayede gelecek nesillerin ihtiyaçları karşılanmış olur.
3. Hem doğal çevre korunur hem de kalkınma sürdürülebilir hale gelmektedir.
4. Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı sayesinde kaynaklar israf edilmez.
5. Enerji tasarrufu sağlanır.
6. Kaynaklar etkin olarak kullanıldığı için dünya daha yaşanabilir olacaktır.
7. Dünyadaki kaynakların insanlar arasında eşit dağılımını sağlar. Bu sayede savaşlar ve çatışmalar engellenmiş olur.
8. Kaynakların fazla kullanılması engellendiği için hayat kalitesi ve ekonomiye katkı sağlayacaktır.
9. Atık maddeler azalacağı için çevreye zarar verilmez.
10. Geri dönüşümün önem kazanmasından dolayı çeşitli iş olanakları oluşacak ve doğal kaynak kullanımı azalacaktır.

Temel olarak sürdürülebilir kalkınma:

    • Ekonomik açıdan dünya piyasalarıyla rekabet edebilen, insanların temel ihtiyaçlarının uygun şekilde karşılandığı, refah düzeyini yükseltici,
    • Toplumsal açıdan hakkaniyetçi, eşitlikçi; dezavantajlı grupları kapsayıcı ve yaşam kalitesini yükseltici,
    • Çevre ve doğal sistemler açısından önleyici/koruyucu/iyileştirici/destekleyici

olacak şekilde birbirini destekleyici ve bütünleyici; nesiller içi ve nesiller arasında dengeli olarak planlanması ve yönetilmesi süreci olarak görülmektedir.

Sürdürülebilir kalkınma yaklaşımının sosyal, ekonomik ve çevresel boyutları içeren politikalarla hayata geçmesi için bu üç boyutun bir arada planlanması gerekmektedir. Günümüz dünyasında planlama süreçlerine bakıldığında sektörel, coğrafi, sosyal ve zamansal boyutların göz önünde bulundurulması gereklidir.

Sektörel boyutta sürdürülebilir kalkınmanın hedeflerine ulaşabilmek için sürdürülebilir ulaştırma, sürdürülebilir arazi kullanımı, sürdürülebilir tarım, sürdürülebilir turizm vb. konularında uygulamaya geçilmesi gerekmektedir.

Coğrafi boyutta küresel, bölgesel (uluslararası), ulusal, yerel ölçeklerde planlamalar yapılmasının yanında su havzaları, kıyı alanları, dağlık alanlar gibi küçük ölçekli uygulamalarda da sürdürülebilir kalkınma temellerinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

Sosyal boyutta sürdürülebilir kalkınmaya ulaşabilmek için kent, topluluk, iş dünyası, aile, birey, dezavantajlılar, kadınlar vb. toplum yapıları ve gruplar göz önünde bulundurularak yönetim planları yapılmalıdır.

Zaman boyutu, uygulamaların izlenmesi, devamlılığı ve etkilerinin değerlendirilmesi süreçlerini içermektedir. Uygulamalar, nesiller arası boyutu, sosyal çevresel değişimleri karşılayabilmek amacıyla uzun vadeli planlamaları içermelidir.

Biyoteknoloji

Biyoteknoloji, bilimsel metod ve tekniklerle hayvan, bitki ve mikroorganizmalardan yararlanarak onların yapılarını kültür ortamında değiştirip geliştirerek yeni ürünler elde edilmesidir. Çeşitli mühendislik dallarından yararlanılarak DNA teknolojisiyle bitki, hayvan ve mikroorganizmaları geliştirmek, doğal olarak var olmayan veya ihtiyacımız kadar üretilemeyen yeni ve az bulunan maddeleri (ürünleri) elde etmek için kullanılan teknolojilerin tümü olarak da tanımlanabilir. Bitki, hayvan veya mikroorganizmaların tamamı ya da bir parçası kullanılarak yeni bir organizma (bitki, hayvan ya da mikroorganizma) elde edilebilir.

biyoteknolojiUygulama Alanları

  • Vitamin tabletleri, antibiyotikler, bazı hormonlar veya antikorların üretimi
  • Meyveli yoğurt üretimi
  • Hazır çorbalarda, hazır yemeklerde, diyet yiyeceklerinde katkı maddesi üretimi
  • Bulaşıcı hastalıklara karşı koruyacak ya da büyüme geriliğini önleyecek protein üretimi
  • İnsülin ve büyüme hormonu gibi hormonların bakteri DNA’sı yardımıyla daha ucuz ve kolay elde edilmesi
  • Birçok olayda kullanılan bazı enzimler mikroorganizmalar aracılığıyla daha kolay elde edilebilir. Örneğin Rennin (lap) enziminin biyoteknolojik yöntemlerle elde edilmesi
  • Meyve ve sebze üretimi
  • Bitkilerde nitelikli tohum üretimi
  • Hasar görmüş beyin hücrelerinin ve omuriliğin onarımı gibi sorunlara çare olacak protein üretimi
  • Kanser, aids, akdeniz anemisi ve lösemi gibi birçok hastalığın tedavisi ve önlenmesinde kullanılacak genetik ürünlerin elde edilmesi.

Biyoteknoloji birçok bilimsel disiplinle karşılıklı ilişki içinde gelişir. Şöyle ki biyoteknoloji uygulamaları; genetik mühendisliği, mikrobiyoloji, biyokimya, moleküler biyoloji, hücre biyolojisi, immünoloji, protein mühendisliği ve enzimoloji gibi farklı alanları kapsar.

Check Also

FOTOSENTEZ

Yeşil bitkilerin topraktan aldıkları suyla havadan aldıkları karbondioksiti Güneş enerjisiyle birleştirerek besin yapma olayına  Fotosentez denir Klorofil, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

istanbul escort-