Perşembe , Kasım 15 2018
Son Dakika
Ana Sayfa / Konu Anlatımları / 8.Sınıf Konuları / 3. Ünite Konuları: / MADDENİN YAPISI VE ÖZELLİKLERİ

MADDENİN YAPISI VE ÖZELLİKLERİ

Periyodik Tablo:

Elementlerin artan atom numaralarına göre sıralandıkları çizelgeye periyodik tablo denir. Periyodik tabloda elementlerin birçok özelliğiyle birlikte adları, sembolleri ve atom numaraları (proton sayıları) gösterilmektedir.

Bilim insanları elementleri keşfettikçe bilinen elementlerin sayısı artmıştır. Daha sonra bilim insanları elementlerin özelliklerini incelemiş ve elementleri özelliklerine göre sınıflandırmıştır. Elementlerin sınıflandırılmasındaki amaç özelliklerinin daha kolay öğrenilmesini sağlamaktır.

Periyodik tablonun oluşturulması ile ilgili çalışma yapan bilim insanları:

     Johann Dobereiner, elementlerin sınıflandırılmasıyla ilgili ilk çalışmayı yapmış ve benzer kimyasal özellik gösteren elementlerden üçlü gruplar oluşturmuştur. Dobereiner’e göre lityum, sodyum, potasyum ile klor, brom ve iyot elementleri benzer özellik gösterdikleri için aynı grupta yer almalıydı.

     Alexandre Beguyer de Chancourtois,  1862 yılında elementleri benzer özellik gösterenler dikey sıralara gelecek şekilde sarmal olarak sıralamıştır. Chancourtois (Şankurtua) oluşturduğu çizelgede bazı iyaniara ve bileşiklere de yer vermiştir.

     John Newlands, zamanına kadar bilinen 62 elementi atom ağırlığına göre sıralamıştır. Her elementin kendisinden sonra gelen sekizinci element ile benzer fiziksel ve kimyasal özellikler gösterdiğini tespit etmiştir.Bir yazısında bu görüşünü Oktav Kanunu olarak tanımlamıştır. Bu kanuna göre herhangi bir element tablodaki sekizinci elementle benzerlik gösteriyordu.

Lothar Meyer ve Dimitri Mendeleyev aynı zamanda birbirinden habersiz benzer çalışmalar yapmışlardır.
Dimitri Mendeleyev, elementleri artan atom ağırlıklarına göre sıralamıştır. Bazı keşfedilmemiş elementlerin yerlerini boş bırakmıştır. Lothar Meyer de aynı dönemde elementleri benzer fiziksel özelliklerine göre  sıralamıştır. Mendeleyev  periyodik sistemin babası olarak  anılmaktadır.

Periyodik tablonun son şeklini alması protonun keşfedilmesinin ardından olmuştur.

         Henry Moseley, elementleri atom numaralarına göre sıralayarak periyodik sistemi oluşturmuştur.
Elementlerin numaraları elementlerin çekirdeklerinde bulunan proton sayılarına (atom numaralarına) göredir.
Periyodik sistemle ilgili son değişiklik Glenn Seaborg tarafından 1951 ‘de gerçekleştirilmiştir. Seaborg, periyodik sistemin altına lantanit ve aktinit adı verilen iki sıra daha eklemiştir.

Periyodik Tablonun Özellikleri:

Elementlerin artan atom numaralarına göre sıralandıkları çizelgeye periyodik tablo denir. Periyodik tabloda elementlerin birçok özelliğiyle birlikte adları, sembolleri ve atom numaraları (proton sayıları) gösterilmektedir.

periyodik tablo

 

Periyodik tabloya bakarak elementlerin bazı özelliklerini anlayabiliriz. Periyodik tabloda 120’ye yakın sayıda element vardır. Periyodik tablodaki yatay sıralara periyot adı verilir. Periyodik tabloda 7 tane periyot vardır.Periyodik tablonun 1. periyodunda sadece 2 element bulunur. Bunlar; hidrojen (H) ve helyum (He) dur.Periyodik tablodaki dikey sıralara grup denir. Periyodik tabloda A ve B grupları vardır. Periyodik tabloda 8 tanesi A, 10 tanesi B grubu olmak üzere 18 tane grup vardır.Aynı grupta yer alan elementler benzer kimyasal özellikler gösterir. Aynı grupta yer alan elementler, elektron verme ya da almaya yatkınlık, sertlik, parlaklık ve iletkenlik gibi özellikler açısından birbirine benzerlik göstermektedir, Periyodik tabloda soldan sağa ve yukarıdan aşağıya gidildikçe elementlere ait bazı özellikler değişir.

Periyodik tabloda, bir periyotta soldan sağa doğru gidildikçe,
Atom numarası ve kütle numarası artar.
Katman sayısı ve periyot numarası değişmez.
Grup numarası ve son katmandaki elektron sayısı artar.
Metalik özellik azalır, ametalik özellik artar.

Periyodik tabloda, bir grupta yukarıdan aşağıya doğru inildikçe,
Atom numarası ve kütle numarası artar.
Katman sayısı ve periyot numarası artar.
Grup numarası ve son katmandaki elektron sayısı değişmez. (8A grubu hariç)
Metalik özellik artar, ametalik özellik azalır.

Periyodik tabloda bazı grupların özel adları vardır. Örneğin;
periyodik tablo çizim HALOJENLER
1-A grubu Alkali metaller
2-A grubu Toprak alkali metaller
7-A grubu Halojenler
8-A grubu Soygazlar

 

Elementlerin Periyodik tablodaki Yerlerinin Bulunması:

Bir elementin periyodik tablodaki yeri, nötr durumdaki elektron dağılımı yapılarak bulunur. Elektron dağılımında; element atomunun sahip olduğu katman sayısı bulunduğu periyot numarasını, elementin son katmanındaki elektron sayısı ise bulunduğu grup numarasını verir.

Katman sayısı= Periyot numarası
Son katmandaki elektron sayısı = Grup numarası
Örneğin; atom numarası 12 olan magnezyum atomunun elektron dağılımı yapıldığında; üç katmana sahip olduğu, son katmanında da 2 elektron bulunduğu görülür. Buna göre magnezyum elementi 3. periyot, 2A grubunda yer alır.

Kalsiyum elementinin atom numarası 20′ dir, elektron dağılımı yapıldığında ;
periyodik tabloda yer bulma
1.Katmanda 2 elektron
2.katmanda 8 elektron
3.katmanda 8 elektron
4.katmanda 2 elektron
olduğu görülür. Bu durumda kalsiyum’un 4.periyot 2A grubunda olduğunu söyleyebiliriz.

 

Elementlerin Sınıflandırılması:

Kimyasal yöntemlerle daha basit başka maddelere ayrıştırılamayan saf maddelere element denir. Periyodik tablodaki elementlerin tümü iletkenlik, saydamlık, parlaklık, tel ve levha haline getirilebilme, oda sıcaklığındaki fiziksel hal, elektron almaya yatkınlık, kırılganlık gibi özellikler açısından sınıflandırıldığında periyodik tabloda farklı sınıflar elde edilir. Elementler; metaller, ametaller, yarı metaller ve soy gazlar olarak dört sınıfa ayrılmışlardır..

 

Metaller:
periyodik tablo metaller

 

 

 

 

 

 

 

Periyodik sistemdeki elementlerin büyük bir kısmını metaller oluşturur. Periyodik sistemin sol tarafında bulunurlar. Demir, bakır, altın, gümüş, alüminyum metallerden bazılarıdır.
Metallerin Genel Özellikleri:
• Isıyı ve elektriği iyi iletirler. Bu nedenle elektrik tellerinde ve tencerelerde kullanılırlar.
• Parlaktırlar.
• Cıva dışında bütün metaller oda sıcaklığında katı haldedir.
• işlenebilir, tel ve levha haline getirilebilirler.
• Erime ve kaynama noktaları çok yüksektir.
• Sağlam, sert ve dayanıklıdırlar.
• Bileşik oluştururken elektron verme eğilimindedirler. Bu nedenle sadece katyon (+ yüklü iyon) oluştururlar.
• Metaller, kendi aralarında bileşik oluşturamazlar, ametallerle iyonik yapılı bileşik oluşturabilirler.
• Elektron dağılımlarında son katmanlarında 1, 2 veya 3 elektron bulundurabilirler (Hidrojen ve helyum hariç).

 

2. Ametaller:

periyodik tablo ametaller

 

 

 

 

 

 

 

Periyodik sistemin sağ tarafında bulunurlar. Oksijen, hidrojen, karbon, flor ve klor elementleri ametallerden bazılarıdır.
Periyodik tablonun sağ tarafında yer alır.
Mat görünümlüdür.
Elektriği ve ısıyı iyi iletmez.
Oda sıcaklığında katı, sıvı veya gaz halde bulunabilir.
Elektron almaya yatkındır.
Kırılgandır.
Tel ve levha haline getirilemez.
Dövülerek şekil verilemez.
Kendi aralarında ve metallerle bileşik oluşturabilir.iyon olduğunda negatif yük taşır.
Hidrorojen elementi periyodik tablonun sol tarafında yer almasına rağmen metal değil ametaldir.
Hidrojen elementinin atom numarası 1 olduğundan tek katmanı ve bu katmanında 1 elektronu vardır. Bu nedenle
hidrojen elementi 1A grubuna yerleştirilmiştir.

 

3. Soygazlar (Asal gazlar):
soygazlar

 

 

 

 

 

 

Periyodik sistemin en sağındaki 8. grupta bulunan elementlerdir. Diğer elementlerle
bileşik oluşturmayan tek atomlu halde bulunan gazlardır. Bu nedenle “asal gazlar” olarak adlandırılırlar.
Periyodik tablonun en sağ sütununda yer alır.
Mat görünümlüdür.
Tel ve levha haline getirilemez.
Dövülerek işlenemez.
Kırılgandır.
Isı ve elektriği iyi iletmez.
Kararlı elektron dizilimine sahiptir.
Anyon veya katyon oluşturmaz.
Bileşiklerin yapısına katılmaz.
Helyum, neon, argon, kripton, ksenon ve radon soy gaz olan elementlerdir.

Kimyasal Bağlar:

Bir bileşiği oluşturan atom ve molekülleri bir arada tutan kuvvetlere kimyasal bağ denir. Kimyasal bağlar, iki ya da daha fazla atom arasında elektron alışverişi ya da elektronların ortak kullanımı ile oluşur.

Kimyasal Bağlar

Son katmanlarında en fazla bulundurabilecekleri elektron sayısı kadar elektron bulunduran atomlar kararlı yapıdadır. Dolayısıyla elektron almaya veya vermeye eğilimli değildir. Helyum, Neon, Argon gibi 8A grubu elementlerinin son katmanları tam doludur. Bu nedenle bileşiklerin yapısına katılmazlar.

Bir atomun birinci katmanı en fazla iki elektron iki ve üçüncü katmanlar ise sekiz elektron bulunduruyorsa kararlı olduğunu söyleriz.
Son katmanı tam dolu olmayan atomlar kararsız atomlardır. Kararsız atomlar kararlı yapıya ulaşmak isterler.

8A grubu dışındaki elementler, elektron dizilimlerini 8A grubundaki elementlerin elektron dizilimine benzetmeye çalışır. Bunu sağlamak için metal sınıfındaki elementler elektron verir. Elektron veren atomlar ( +) yüklü iyon, yani katyon olur. Metaller elektron vererek katyon olur. 8A grubu dışındaki ametaller son katmanlarında çok sayıda elektronları olduğu için elektron alarak elektron dizilimlerini soy gazlarınkine benzetmeye çalışır. Bunun için ametaller elektron alarak (-) yüklü iyon, yani anyon olur.

Periyodik tabloda 1A, 2A ve 3A gruplarındaki elementler gibi, son katmanında az sayıda elektron bulunduran elementler 1, 2 ve 3 elektron vererek (1+ ), (2+) ve (3+) yüklü olur. 5A, 6A ve 7A gruplarındaki elementler gibi, son katmanında çok sayıda elektron bulunduran elementler 3, 2 ve 1 tane elektron alarak (3-), (2-) ve (1-) yüklü iyon olur.

Lityum elementi

Nötr halde kararsız olan Lityum atomu 1 elektron vererek kararlı hale geçmek ister, ve Li +1 katyonunu oluşturur.

Magnezyumun kararlı hale geçmesi

Nötr halde kararsız olan Magnezyum atomu 2 elektron vererek kararlı hale geçmek ister, ve Mg +2 katyonunu oluşturur.

iyonik bağ

Nötr halde kararsız olan Alüminyum atomu 1 elektron vererek kararlı hale geçmek ister, ve Al +3 katyonunu oluşturur.

Nötr halde kararsız olan Azot atomu 3 elektron alarak kararlı hale geçmek ister, ve N -3 anyonunu oluşturur.

kovalent bağ

Nötr halde kararsız olan Oksijen atomu 2 elektron alarak kararlı hale geçmek ister, ve O -2 anyonunu oluşturur.

 

Nötr halde kararsız olan Klor atomu 1 elektron alarak kararlı hale geçmek ister, ve Cl -1 anyon oluşturur.

İyonik Bağ:

Metaller elektron vermeye, ametaller elektron almaya yatkın olduğundan metal ile ametal atomların bir araya gelmesiyle oluşan bağa iyonik bağ denir..

sodyum klorür

Sodyumun son katmanında 1 elektron , klorun son katmanında 7 elektron vardır. Sodyum son katmanındaki 1 elektronunu klor atomuna verir. Sodyum Na+  katyonunu, klor Clanyonunu oluşturur. Sodyum ve klor (+) ve (-) yüklü iyon haline geldiğinde atomlar arasında iyonik bağ oluşur.

sodyum klorür kristal yapı

Sodyum ile klor arasında oluşan bileşik NaCl (sodyum klorür) olarak bilinen yemek tuzudur.

 İyonik yapılı bileşikler molekül oluşturmaz.
 İyonik yapılı bileşikler suya atılıp çözündüğünde iyonlarına ayrışır. Bundan dolayı sulu çözeltileri elektrik akımını iletirler.

kovalent bağ

Kovalent Bağ:

Ametal atomlarının elektronlarını ortaklaşa kullanarak oluşturduğu kimyasal bağa kovalent bağ denir.
Ametal sınıfında olan hidrojen ve oksijen elementleri elektronlarını ortaklaşa kullanarak kovalent bağlı H2O (su) bileşiğini oluşturmaktadır.

Oksijen atomları elektronlarını ortaklaşa kullanarak O2 molekülünü oluşturmuştur.
Kovalent yapılı tanecikler suya atıldıklarında moleküller düzeyde çözündükleri için elektrik akımını iletmezler.
Kovalent bağlı bileşikler molekül yapılıdır.

Asitler Ve Bazlar

  Günlük hayatta kullandığınız ya da tükettiğimiz  bazı maddeler asit ya da baz özelliği gösterir. Bileşikler kimyasal özelliklerine göre, asitler ve bazlar olarak iki gruba ayrılabilir. Asitler ve bazlar günlük hayatta sıkça kullanılan maddelerdir. Yandaki tabloda asit ve bazların genel özellikleri karşılaştırılmıştır. Asidik özellikteki maddelere; limon, portakal, nar, erik, gazoz,süt, yoğurt, peynir, sirke, aspirin, domates, kahve, yağmur suyu, akü sıvısı, idrar ve mide asidi örnek verilebilir.

Asit ve Bazların Genel Özellikleri:

asit ve bazların genel özellikleri

Bazik özellikteki maddelere ise; Sabun, deterjan, diş macunu, şampuan,çikolata, mayonez, kabartma tozu, mide şurubu, deniz suyu, kan ve tükürük örnek verilebilir. Asit ve bazlar suda çözünebilen maddelerdir.

Asitler ve bazlar suda çözündüklerinde iyonlarına ayrışır. Asitler suda çözündüklerinde suya H+, bazlar ise suda çözündüklerinde suya OH iyonu verirler. Bazı asit ve bazların suda iyonlaşması aşağıda verilmiştir.

Şekilde görüldüğü gibi asidik maddeler suda çözündüğünde suya H+ iyonu verirken, bazik maddeler suda çözündüğünde suya OH- iyonu  vermektedir.

asit ve bazların suda iyonlarına ayrılması

    Asit ve baz özelliğine sahip maddeleri ayırt etmek için belirteçler kullanılır. Belirteçler asit ve bazlarla farklı şekilde etkileştiğinde maddenin asidik ya da bazik özellikte olduğu anlaşılır. Bazı belirteçlerin asit ve baz özellikteki maddelerle oluşturduğu renkler tabloda verilmiştir.

asit ve bazların turnusol kağıdı ile verdiği renkler

Asitler ve bazların etkilerine göre pH ölçeği adı verilen bir derecelendirme yapılmıştır. pH derecesi 0-7 arasında olan maddeler asidik, 7-14 arasında olan maddeler bazik özelliktedir. Asit ve baz özelliği göstermeyen maddelerin pH derecesi ise 7’dir. pH derecesi 7′ den 0′ a yaklaştıkça asitlik özelliği artar, ve 7′ den 14’e yaklaştıkça bazın kuvvetliliği artmaktadır.

ph ölçeği

Asidik ve bazik özellikteki maddelerden sanayi ve kimya endüstrisi alanında yararlanılmaktadır.Yandaki tabloda bu alanlarda kullanılan bazı bazların sistematik adları, formülleri ve piyasa adları verilmiştir.

Sanayide yaygın kullanılan asit ve bazlar

 

Asit ve bazların eşya ve malzemeler üzerinde olumsuz etkileri vardır. Asitler metal ve mermere, bazlar cam ve porselenlere etki eder. Limon asidik özellikte bir madde olduğundan kesilmiş limonun mermer mutfak tezgahının üzerine konulması sakıncalıdır.Deterjanlar bazik özellik gösterdiğinden bulaşık makinelerinde yıkanan camlar zamanla matlaşır. Kuvvetli asit ve bazların cildimize temas etmesi durumunda cildimiz tahriş olur. Asitli yiyeceklerden dolayı ağzımızda asidik ortam oluşur. Bu durumdan ağız sağlığımız etkilenir. Bunun için dişlerimizi bazik özelliğe sahip diş macunu ile fırçalarız. Besinlerin sindirilmesi için midemizde kuvvetli asit salgılanır.
Asit ve bazların zararlı etkilerinden korunmak için asit ve bazları tanımalı ve içerisinde bu maddelerin bulunduğu  ambalajlardaki bazı uyarı ve sembollere dikkat etmeliyiz.

asit-ve-baz-uyarı-sembolleri
asit-ve-baz-uyarı-sembolleri 2

Ambalajında şekildeki işaretin bulunduğu maddeleri kullanırken dikkatli olmalı, bu maddeleri el, yüz ve cildimize temas ettirmemeli, temas ederse bol su ile yıkamalıyız.

Asit Yağmurları:

Fosil yakıt denilen kömür ve petrol ürünlerini birçok yerde kullanıyoruz. Ev ve iş yerlerinde ısınmak için, elektrik üretiminde santrallerde, motorlu taşıtların çalışmasında fosil yakıtlar kullanılmaktadır.

Fosil yakıtların kullanılmasıyla atmosfere SO2 (kükürtdioksit), NO2 (azot dioksit) ve CO2 (karbondioksit) gazları karışır. Bu gazlar bulutlardaki su buharı (H2O) ve diğer maddelerle tepkimeye girerek asitleri oluşturur.

Asit yağmuru tepkimeleri

Yapısında bu gazların bulunduğu bulutlar yoğuşarak yağmur oluştuğunda yeryüzüne asit yağmurları düşer. Yağışlar her zaman yağmur şeklinde olmayabilir. Bazen yağış, kar ve dolu şeklinde de olabilir. Bu yağışların pH derecesi 2’ye kadar düşebilmektedir. Asit yağmurları düştüğü bölgeye çeşitli zararlar vermektedir. Bu yağmurlar yağdığı bölgedeki bitkilere zarar vermektedir. Asit yağmurları, yağdığı toprağın yapısındaki mineralleri çözerek bu minerallerin yer altı sularına karışmasına neden olmaktadır. Bu minerallerin topraktan uzaklaşması da toprağın veriminin düşmesine sebep olur. Asit yağmurları deniz, göl ve akarsulara karışarak bu suların asidik özellikte olmasına neden olur. Bu sular kullanılarak yetiştirilen meyve ve sebzeler, dolayısıyla bu meyve sebzelerle beslenen canlılar bu durumdan etkilenir.Asitler metallere etki ettiğinden asit yağmurları arabaların boyalarını çözüp metal kaportanın aşınmasına neden olmaktadır.Asit yağmurları tarihi yapıları da olumsuz etkilemekte bu tarihi yapıları aşındırmaktadır .

Asit yağmurlarından başka; hava, su ve toprağı kirleten kimyasal maddeler ve endüstriyel atıklar vardır. Çevremizi bu olumsuz etkilerden korumak için bazı önlemler almamız gerekmektedir.

 Asit yağmurlarından korunmak için alınabilecek önlemler:

  1. Fosil yakıtlar yerine yakıt olarak kükürt ve azot içermeyen doğal gaz gibi temiz yakıtlar kullanmalıyız.
  2. Yenilenebilir enerji kaynaklarından (rüzgar, güneş, hidroelektrik) faydalanmalıyız.
  3. Fabrika bacalarına filtre takılmalıdır.
  4. Motorlu taşıtlardan çıkan egzoz gazları belli aralıklarla kontrol edilmelidir.
  5. Ağaçlandırma yapılmalı ve ağaçlandırmada kışın yapraklarını dökmeyen ağaçlar tercih edilmelidir.                       

    Kimyasal Tepkimeler:

    Element ya da bileşiklerin kimyasal değişime uğrayarak yeni maddeler oluşturdukları sürece kimyasal tepkime denir. Kimyasal tepkimeler sonucunda maddeyi oluşturan atomlar arasındaki bağlar kopar ve yerine farklı atomlar arasında yeni kimyasal bağlar oluşur.

    Maddelerin dış yapısında meydana gelen değişmelere fiziksel değişme denir. Fiziksel değişmede maddelerin kimliği değişmez . Maddelerin taneciklerinde değişme olmaz. Kırılma, parçalara ayrılma, ufalanma, hal değişimleri,  çözünme gibi olaylarda maddeler fiziksel değişime uğrar.

    Maddelerin iç yapısında meydana gelen değişmeye ise kimyasal değişme denir. Kimyasal değişme sonucu maddenin kimliği değişir yani yeni özelliklere sahip yeni madde oluşur.

    Bir madde kimyasal değişim geçirirken ;

    • Gaz çıkışı
    • Renk değişimi
    • Isı çıkması
    • Işık çıkması

    gibi olaylardan biri veya bir kaçı gözlenebilir.

     Fiziksel değişime örnekler  Kimyasal değişime örnekler
     Buzun erimesi  Kağıdın yanması
     Şekerin suda çözünmesi  Ekmeğin küflenmesi
     Etin doğranması  Sütün bozulması
     Camın kırılması  Demirin paslanması

    Fiziksel değişmede sadece madde tanecikleri arasındaki mesafe değişir. Kimyasal değişmede madde tanecikleri arasındaki bağlar kaparken farklı tanecikler arasında yeni bağlar oluşur. Bu bağların oluşması atomların elektronlarını ortaklaşa kullanması ya da elektron alışverişi ile gerçekleşir.

    Bu nedenle kimyasal değişmelerde element atomlarının proton sayılarında değişme olmaz. Element atomlarının elektron sayıları değişebilir.
    Canlılarda büyüme, sindirim, solunum, fotosentez gibi olaylar kimyasal tepkimeler sonucu gerçekleşir.

    Kimyasal tepkimelerde atomlar yok olmaz, atomların cinsleri değişmez ve yeni atomlar oluşmaz. 
    Bu nedenle kimyasal tepkimelerde toplam kütle değişmez. Kimyasal tepkimelerde tepkimeye giren maddelerin toplam kütlesi, tepkime sonucu oluşan maddelerin toplam kütlesine eşittir.

    kimyasal tepkime denklemi

    Yukarıdaki kimyasal tepkimede tepkimeye iki tane Hidrojen molekülü ve 1 tane oksijen molekülü girmiş tepkime sonucunda ise 2 tane su molekülü oluşmuştur.

    Tepkimeye giren ve tepkime sonucunda oluşan atom sayılarını karşılaştırdığımızda birbirine eşit olduğunu görürüz. Örneğin tepkimeye 4 tane  H atomu girmiş ve tepkime sonucunda yine 4 tane H atomu çıkmıştır. Aynı şekilde tepkimeye 2 tane O atomu girmiş ve tepkime sonucunda 2 tane O atomu çıkmıştır. Kimyasal tepkimelerde tepkimeye giren atomların sayısı ve cinsi korunur.

    Kimyasal tepkimelerde, tepkimeye giren maddelerin kütlelerinin toplamı tepkime sonucunda oluşan ürünlerin kütlelerinin toplamına eşittir. Buna kütlenin korunumu kanunu denir. Yukarıda suyun oluşum tepkimesinde; tepkimeye  2 molekül H2 ile 1 molekül O2 yani 3 molekül girmiştir, tepkime sonucunda ise 2 molekül H2O oluşmuştur.

    Örnek :  N   +   3 H ——>  2 NH3
    30 g       12 g                   ?

    30 g N2 gazı ile 12 g H2 gazının tepkimesi sonucunda 42 g amonyak oluştuğu görülür. Buna göre tepkimeye giren maddelerin kütlelerinin toplamı, tepkime sonucunda oluşan maddenin kütlesine eşittir.

    kütlenin korunumu kanunu

    Uyarı: 

    Bir kimyasal tepkimede atom sayısı, atom çeşidi, toplam kütle değişmez. Ancak molekül sayısı değişebilir. 

    Kimyasal tepkimeler denklemlerle gösterilir. Kimyasal denklem kimyasal tepkimenin sembol ve formüllerle ifade edilmesidir.
    TEPKİME DENKLEMİ

    Şekildeki kimyasal denklemde X ve Y tepkimeye giren maddeler; Z ve T tepkime sonucu oluşan maddeler, yani ürünlerdir. Tepkimeye giren maddelerin, hangi maddeleri oluşturduğunu göstermek için girenlerle ürünler arasında ok kullanılmıştır. Kimyasal değişmelerde atom cinsi ve sayısı ile toplam kütle korunur. Kimyasal tepkimelerde tepkimeye giren maddelerdeki atom cinsi ve sayısı tepkime sonucu oluşan maddelerin atom cinsi ve sayısına eşittir.

    Yanma Tepkimeleri:

    Maddelerin oksijen gazı ile girdiği tepkimelere yanma tepkimeleri denir.
    Bazı yanma tepkimeleri alevli gerçekleşir . Kağıdın, kömürün yanması gibi. Bazı yanma tepkimeleri alevsiz gerçekleşir. Demirin paslanması, hücrelerde besinlerden enerji elde edilmesi gibi.
    Yemeklerin pişirilmesi, arabaların çalışması, roketlerin uzaya fırlatılması yanma tepkimeleri sayesinde gerçekleşir. Yanma tepkimeleri sonucunda ısı açığa çıkar. Evlerimizde doğal gaz ve mutfak tüplerindeki metan gazının yanması ile oluşan ısı , binaların ısıtılması, yemeklerin pişirilmesi ve suyun kaynatılmasında kullanılır. Metan gazının yanma tepkimesi aşağıda verilmiştir.
    METAN GAZININ YANMASI

    Nötralleşme Tepkimeleri: 

    Asitlerle bazların tepkimesi sonucu tuz ve su oluşur. Bu tepkimeye nötralleşme tepkimesi denir. Bazı nötralleşme tepkimeleri yanda verilmiştir.

    asit-baz tepkimesi
    Nötralleşme tepkimeleri

    Türkiye’de Kimya Endüstrisi:

    20. yüzyılın başlarında Osmanlı’da sabun ve temizlik ürünleri üreten bir kaç adet üretim tesisi dışında kimya endüstrisi tesisi bulunmamaktaydı. Türkiye’de kimya endüstrisi temelleri Cumhuriyet’in ilanının ardından atılmıştır. Kimyasal ürünlere olan ihtiyaç arttığı için devlet tarafından çeşitli sanayi kuruluşları açılmıştır. Gemlik Suni ipek fabrikası, Makine-Kimya Endüstrisi Kurumu, Bor Sanayi Tesisleri ve Azot Sanayi ülkemizde ilk kurulan kimya fabrikaları arasında yer almıştır.
    1950 yıllarında başlayan sanayileşme hareketiyle kimyasal ürünler önem kazanmıştır. Başta tekstil ve deri alanında yatırım yapılsa da daha sonraki zamanlarda boya, gübre ve yardımcı kimyasal madde alanında fabrikalar açılmıştır. 1960-1980 yıllarında devlet tarafından petrokimya, organik ve inorganik temel kimyasallar ile gübre üretimi gibi yüksek yatırım gerektiren alanlara yatırımlar yapılmıştır. 1980’lerden itibaren uygulanan, ihracata dayalı politikalarla birlikte sektör günümüzdeki gelişmişlik düzeyine ulaşmıştır . 1985 yılında İzmir Aliağa Petrokimya fabrikası devlet tarafından açılmıştır.  Petkim Türkiye’deki en büyük petrokimya şirketidir. 2000’li yıll arda kurulan küçük, orta boy ve büyük fabrikalar kimya sektöründe yerini almıştır.

    Ürün yelpazesi içinde inşaat, elektrik, elektronik, ambalaj, tekstil, tıp, boya, deterjan ve kozmetik sektörlerinde kullanılan ürünler vardır.

    Tüpraş, ülkemizde ham petrolü işleyen tek kuruluştur. LPG, benzin, hafif ve ağır dizel (Motorin) ve fuel oil üretimini yaptığı yakıtlardır. Türkiye’de kimya endüstrisi hem önemli bir pazar hem de ihracatçı olma potansiyelindedir.
    Kimya sanayi, pek çok sektöre ara mal ve ham madde temin eden bir sanayi dalı olarak ekonomide önemli bir role sahiptir.

    Türkiye’de kimya endüstrisi kimya endüstrisi ağırlıklı olarak petrokimya, sabun, deterjan, gübre, ilaç, boya ve sentetik elyaf gibi çeşitli kimyasal ham madde ve tüketim ürünlerinin üretiminin gerçekleştirildiği tesislerden oluşmaktadır. Birçok ürün çeşidine sahip olan kimya sektörü, ithalata bağımlı bir sektör olup kullanılan ham maddenin %70’i ithal edilmekte, %30’u ise yerli üretimle karşılanmaktadır.

    Türk kimya endüstrisinin ithal ettiği başlıca kimyasal ürünler:
    Ham petrol
    Tıp ve eczacılık ürünleri
    Suni gübre
    İlaç
    Sanayi ham maddeleri
    Madeni yakıtlar
    Türk kimya endüstrisinin ihraç ettiği başlıca kimyasal ürünler:
    Plastik maddeler
    Çimento
    Lastik
    Bor
    Cıva
    K rom
    Bakır
    Boya
    Gübre

    Alüminyum sülfat, klor, hidroklorik asit, fosforik asit, sodyum karbonat gibi maddeler inorganik kimyasal maddelere
    örnek verilebilir.

    Boya, plastik, ilaç ve petrokimyasal maddeler organik kimyasal maddelere örnek verilebilir.
    Aklımıza gelen her alanda kimya vardır. Birçok işletmenin kalite kontrol bölümlerinde kimya alanı çok geniş yer tutmaktadır. Kimya endüstrisinde meslek dalları içinde ilk olarak kimya mühendisliği gelmektedir.

    Kimya mühendisi, kimyasal madde üreten veya kimyasal madde kullanarak üretim yapan tesislerin tasarlanması,
    kurulması işletilmesini sağlar.
    Kimya teknolojisi alanı altında yer alan meslekler:
    • Kimya teknisyenliği
    • Proses teknisyenliği
    • Petrokimya teknisyenliği
    • Rafineri teknisyenliği
    • Boya teknisyenliği
    • Lastik teknisyenliği
    • Deri teknisyenliğidir.

    Kimya endüstrisi alanında, gelecekteki meslekler arasında nanoteknoloji çok önemli bir yere sahiptir.
    “Nano”, Yunanca “cüce” demektir. Nano ile tanımlanan ifadeler, herhangi bir ölçünün milyarda birini gösterir. Nanoteknoloji, maddenin atomik ve moleküler seviyede kontrolüdür.
    Nanoteknoloji kullanarak üretilmiş çeşitli ürünler şimdiden yaşamımıza girmeye başlamıştır.
    • Kir tutmayan duvar boyaları, küvet ve lavabolar,
    • Kirlenmeyen, ıslanmayan ve ütü gerektirmeyen kumaşlar
    • Bakteri ve mikroplan öldüren filtreler,
    • Mantarları ve bakterileri öldüren çoraplar, şeklinde sıralanabilir.

    Nanoteknoloji gelecekte, malzeme ve imalat sektörü, nanoelektronik ve bilgisayar teknolojileri, tıp ve sağlık sektörü, havacılık ve uzay araştırmaları, çevre ve enerji, biyoteknoloji ve tarım alanlarında kullanılabilir.

    Nanoteknolojinin günümüzdeki hedefleri;
    a. Molekülleri ve atomları değiştirerek yeni, ideal ve önceden planlanmış maddeler üretmek,
    b. Moleküllerin önceden planlanmış şekilde kendi kendilerini çoğaltmasını sağlamak
    Nanoteknolojinin faydaları ise, daha az yer kaplayan, daha az enerji harcayan ve daha az maliyetle daha fazla üretimin yapılabildiği ürünleri üretmektir.

Check Also

8. SINIF 3. ÜNİTE KONU ANLATIMI – MADDENİN YAPISI VE ÖZELLİKLERİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

istanbul escort-