Perşembe , Kasım 8 2018
Son Dakika
Ana Sayfa / Konu Anlatımları / 7. Sınıf Konuları / 3. Ünite Konuları: / 3.ÜNİTE: MADDENİN YAPISI VE ÖZELLİKLERİ

3.ÜNİTE: MADDENİN YAPISI VE ÖZELLİKLERİ

MADDENİN TANECİKLİ YAPISI

ATOMUN YAPISI

Doğadaki tüm maddeler gözle görülemeyecek boyutta yapı taşlarından oluşur. Bu yapı taşları atom adını alır.

Atomlar o kadar küçüktür ki 125 milyon atom bir araya gelse yalnızca 2,54 cm uzunluğa ulaşabilir. Aynı zamanda canlının en küçük yapı taşı olan hücrede bile trilyonlarca atom vardır. Atomun yapısı büyütülüp görülmez, deneylerle dolaylı olarak anlaşılmaktadır.

Atomların hepsi aynı değildir. Doğada 92 farklı türde atom bulunur. Atomlar farklı büyüklüklerde ve kütlelerde olup çok farklı özelliklere sahiptir.

Atomlar bir araya gelerek nesneleri ve etrafımızdaki diğer malzemeleri oluşturur. Günlük yaşantımızda kullandığımız tüm araç gereçler, hatta vücudumuz bile atomlardan oluşur.

Sadece tek tür atom içeren maddelere element denir. Örneğin bir altın külçesinde yalnızca altın atomları bulunur. Karbon, demir, oksijen ise diğer element örnekleridir.

İnsan vücudunda çok bulunan altı element ve vücutta bulunma yüzdeleri şöyledir:

Yandaki resimde bir atom modeli gösterilmiştir. Kırmızı ile gösterilen bölüm atomun çekirdeğidir. Atom çekirdeğinde atomun kütlesini oluşturan atom altı tanecikler vardır.

Atomlar proton, nötron ve elektron adı verilen temel taneciklerden oluşmuştur.

  • Proton (p) atomun merkezinde yer alan ve pozitif yüklü olan parçacıktır.
  • Nötron (n) atomun merkezinde olup yüksüz olan parçacıktır.
  • Proton ve nötronlar atomun merkezinde çekirdek adı verilen kısımda bulunur.
  • Elektron (e) çekirdeğin etrafında yer alan negatif yüklü parçacıktır.

Elektronlar, çekirdeğin etrafında katman adı verilen belirli bölgelerde dolanır. Gerçekte böyle katmanlar bulunmazken katman kavramı atom modelini anlamayı kolaylaştırır.

Atomun yapısındaki bu parçacıklar sürekli etkileşim halindedir. Bu etkileşimin nedeni parçacıkların farklı güçlere sahip olmasıdır.

Atomun etrafında dolanan negatif yüklü elektronlar, çekirdekte bulunan pozitif yüklü protonlar tarafından çekilir. Bu sayede elektronlar çekirdeğin etrafında dağılmadan dolanabilir.

Kütle açısından atom parçacıkları karşılaştırıldığında, proton ve nötronun kütlesinin birbirine yakın olduğu görülür. Elektronun kütlesi ise proton ve nötronun kütlesinden yaklaşık iki bin kat küçüktür. Bu durumda bir atomun kütlesini oluşturan, çekirdeğidir denilebilir. P ≅ n > e

Atom parçacıklarının dağılımına bakıldığında proton ve nötronların, çekirdekte çok küçük bir bölgede yer alırken elektronların, çekirdeğin etrafındaki büyük bir bölgede bulunduğu görülür.

Elektronların hareketi çok hızlıyken proton ve nötronların hareketi çok yavaştır.

Elektron sayısı 18’e kadar olan elementlerin ilk katmanında en fazla iki, diğer katmanlarında en fazla sekiz elektron bulunur.

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ATOMUN YAPISI HAKKINDA İLERİ SÜRÜLEN GÖRÜŞLER
Atom hakkında bugün bilinen bilgilerin temeli çok eskilere dayanmaktadır. Geçmişte ortaya konulan ve bazı yönleri ile hatalı olan birçok görüşün doğruyu bulmada bize yol gösterdiği ve rehberlik ettiği unutulmamalıdır.

Atomların görülebilmesi ya da hissedilmesi mümkün değildir. Bu nedenle atomun keşfi ve yapısının aydınlatılabilmesi uzun bir sürece dayanır. Bu süreç boyunca bilim insanları, önemli sonuçlara ulaşmış ve günümüzdeki “Modern Atom Teorisi ” geliştirilmiştir.

Atom Fikrinin Ortaya Çıkışı

Democritus (Demokritus, MÖ 400), maddenin “atom” adı verilen taneciklerden oluştuğu fikrini öne sürmüştür. “Atom”, kelime anlamıyla bölünemez anlamına gelse de günümüzde atomun daha küçük, atom altı parçacıklara bölünebildiği bilinmektedir.

Dalton Atom Modeli

                         Jo

hn Dalton (Con Daltın, 1766-1844) isimli bilim insanı, 1800’lü yılların başında yaptığı çalışmalarla “Dalton Atom Modeli”ni oluşturmuştur. Bu modele göre madde, bölünemeyen çok küçük taneciklerden oluşmuştur. Atomlar, içleri dolu ve parçalanamayan berk kürelere benzer. Bütün maddeler farklı tür atomlardan oluşmuştur.

Thomson Atom Modeli
1897 yılında John Joseph Thomson (Con Cozıf Tamsın, 1856-1940) isimli bilim insanı, Dalton Atom Modeli’ni geliştirerek yeni bir atom modeli oluşturmuştur. Bu modelde ilk defa pozitif ve negatif yüklerden bahseden Thomson, atomu pozitif yüklerin içerisine eşit sayıda negatif yükün gömülü hâlde bulunduğu bir küre şeklinde ifade etmiştir. Bu model üzümlü keke benzetilir.

Rutherford Atom Modeli

                             Ern

est Rutherford (Örnıst Radırford, 1871 -1937) isimli bilim insanı
“Thomson Atom Modeli” üzerinde uzun süre çalışmalar yapmış, atom çekirdeği ve çekirdekle ilgili pek çok özelliği ilk keşfeden kişi olmuştur. Rutherford, yaptığı deneylerden yola çıkarak atomun ayrıntılı bir resmini oluşturmuştur.

Atomun içinde yer alan çoğu maddenin ortadaki minik çekirdekte toplandığını, daha hafif olan ve elektron adı verilen parçacıkların ise Güneş’in çevresindeki gezegenler gibi çekirdeğin etrafında döndüklerini düşünmüştür. Rutherford’a 1908’de Nobel Kimya Ödülü verilmiştir. Elektronların katmanlarda dolandığı fikri de bu atom modelinde savunulmuştur. Rutherford, pozitif yüklere proton adını vermiştir. Çekirdekte nötr tanecikler bulunduğunu tahmin etmiştir.

Bohr Atom Modeli

                                Niels

 Bohr (Nils Bor, 1885-1932) isimli bilim insanı, 1913’te atomun yapısıyla ilgili tamamen yeni bir model tasarlamıştır. Model, Rutherford’un düşüncelerini farklı düşüncelerle birleştirerek oluşturulmuştur. Modele göre elektronlar çekirdeğin çevresinde kimi zaman da katman denilen tanımlanmış dairesel enerji düzeylerinde dönmektedir. Bohr Atom Modeli, günümüzde yerini başka bir atom modeline bıraksa da atomların davranış biçimlerinin anlaşılması noktasında önemli olmuştur.

Modern Atom Teorisi

Modern Atom Teorisi, temelde Bohr Atom Modeli’ne dayanır. Modern Atom Teorisi’ne göre çok hızlı hareket eden elektronlar belirli bir yerde bulunmaz. Ancak bulunma olasılıklarının çok yüksek olduğu bölgeler vardır. Bu bölgeler elektron bulutu olarak adlandırılır.

İYONLARIN OLUŞUMU, ANYONLAR VE KATYONLAR
Atomlar proton sayısıyla eşit sayıda elektron içerir. Bu nedenle nötr hâldedir. Elektronlar, çekirdek dışındaki katmanlarda belirli sayılarda bulunur. Atomların ilk katmanında en fazla 2 elektron bulunurken elektron sayısı 18’e kadar olan elementlerin 2. ve 3. katmanlarında en fazla 8 elektron bulunabilir.

Bir atom tek katmana sahipse ve 2 elektronu varsa dublet kuralına uymuş olur. Atom birden fazla katmana sahipse ve son katmanında 8 elektronu varsa oktetkuralına uymuştur. Bir enerji katmanı dolmadan bir üst katmanda elektron bulundurulamaz.

Kararlı yapıda olan helyum elementi dublet, neon elementi oktet kuralına uygundur.

Bir atomun katmanları tam doluysa atom kararlı yapıdadır. Ancak tam dolu değil ise atom ya elektron alarak ya da elektron vererek kararlı hâle geçmeye çalışır.

Kararlı hâle geçmeye çalışan atomlarda proton sayısı elektron sayısına eşit olmaz. Bu durumda oluşan yeni tanecik iyon adını alır.

1 elektron alarak dublet kuralına uyan hidrojen atomunun başlangıçta 1 protonu ve 1 elektronu vardır. 1 elektron alarak katmanındaki elektron sayısını 2’ye çıkarmıştır. Atom, 1 elektron aldığından yük dengesi bozulmuştur. Fazladan 1 elektrona yani –1 yüke sahiptir.

Negatif yüklü iyonlar anyon adını alır.

1 elektron vererek oktet kuralına uyan sodyum atomunun başlangıçta 11 protonu ve 11 elektronu vardır. 1 elektron vererek son katmanındaki elektron sayısını 8 olarak düzenlemiştir. Atom 1 elektron verdiğinde yük dengesi bozulmuştur. +1 yüklü hâle geçmiştir.

Pozitif yüklü iyonlar katyon adını alır.

Verilen örneklerde hidrojen atomu elektron alarak (–) yüklü anyona dönüşürken, sodyum atomu elektron vererek (+) yüklü katyona dönüşmüştür. Bir iyonun üzerindeki “+” ya da “–” işareti iyon hâline geçerken kaç elektron aldığını ya da kaç elektron verdiğini belirtir.

İyonlar her zaman tek atomlu olmak zorunda değildir. Çok atomlu iyonlar da bulunur.

Örneğin SO42- iyonu çok atomlu bir iyondur. İyonda bir tane kükürt (S) atomu, 4 tane oksijen (O) atomu bulunur. İyonun üzerindeki –2 yükü, iyonun toplam yükünü ifade eder.

MOLEKÜLLERİN OLUŞUMU
Elementler daha basit bileşenlere ayrılamadıklarından özgün maddelerdir. Ancak, evrendeki her şey saf elementlerden oluşmamıştır. Buna rağmen her madde atomların çeşitli şekillerde bir araya gelmesi ile oluşur. Atomlar bir araya gelerek molekül adı verilen yapıları oluşturur. Bir molekül aynı atomların bir araya gelmesiyle oluşabileceği gibi farklı atomların bir araya gelmesiyle de oluşabilir.

Etrafımızdaki pek çok varlık farklı birkaç element atomunun birleşmesiyle oluşur. Farklı tür atomların birleşmesiyle oluşan moleküller bir araya gelerek bileşik adı verilen saf maddeleri meydana getirir.

İki adet klor atomu bir araya gelerek klor molekülünü oluşturur.

Farklı atomların bir araya gelmesiyle oluşan moleküle glikoz ve su molekülleri örnek verilebilir.

Her molekülün benzersiz şekli ve büyüklüğü vardır. Bu özellikler bir malzemenin sertlik, yumuşaklık, esneklik gibi özelliklerini belirler.

Bileşikler genellikle moleküldeki element özelliklerinden farklı özelliklere sahiptir.

Bir element olan sodyum (Na), yumuşak bir metaldir. Klor (Cl) elementi tepkime yatkınlığı yüksek bir gazdır. Sodyum ve klor bir araya gelerek sofra tuzu (NaCl) bileşiğini oluşturur. Bu bileşik kararlı, oda sıcaklığında tepkime yatkınlığı bulunmayan camsı bir kristal şeklindedir.

SAF MADDELER, ELEMENTLER VE BİLEŞİKLER
Tüm maddeler atomlardan oluşsa da çevremizdeki varlıkların birbirinden farklı olmasını sağlayan, farklı çeşitte atomların bir araya gelmesidir.
Doğada bulunan bazı maddelerin yapısında yalnızca tek cins atom veya tek cins molekül bulunur. Bu tür maddelere saf madde denir. Saf madde, aynı cins atomların bir araya gelmesiyle oluşursa element adını alır.

Farklı cins element atomları ve aynı cins moleküllerden oluşan saf maddelere ise bileşik denir.
Moleküller farklı cins atomların bir araya gelmesiyle oluşabileceği gibi aynı cins atomların bir araya gelmesiyle de oluşabilir.
Farklı cins element atomlarından oluşan saf maddelere ise bileşik denir.
Moleküller farklı cins atomların bir araya gelmesiyle oluşabileceği gibi aynı cins atomların bir araya gelmesiyle de oluşabilir.
Aynı cins atomlar bir araya gelerek element molekülünü, farklı cins atomlar bir araya gelerek bileşik molekülünü oluşturur.
Örneklerden de anlaşıldığı gibi bakır cezve, gümüş bilezik, azot elementi ve su bileşiği saf maddedir. Bu örnekler incelendiğinde yalnızca su, farklı atomların bir araya gelmesiyle oluşan saf maddedir. Bakır ve gümüş aynı cins atomların molekül oluşturmadan bir araya geldiği atomik yapılı elementlerdir. İki adet azot atomunun bir araya gelmesi ile oluşan azot molekülü element molekülü, iki adet hidrojen ve bir adet oksijen atomunun bir araya gelmesiyle oluşan su molekülü bileşik molekülüdür.
Saf maddeleri aşağıdaki gibi gruplandırarak daha rahat kavrayabiliriz.
Saf madde örnekleri incelendiğinde demir ve oksijen elementlerinin aynı cins atomların bir araya gelmesiyle oluştuğu (element), su ve tuz bileşiklerinin farklı cins atomların bir araya gelmesiyle oluştuğu (bileşik) görülür.
PERİYODİK SİSTEMDE İLK ON SEKİZ ELEMENT
Elementlerin tanınmasını kolaylaştırmak amacıyla sembol ile ifade edilmesi fikri gelişmiştir. Her element bir ya da iki harften oluşan bir sembole sahiptir. Elementlerin sembollerinde genellikle İngilizce isimlerinin baş harfi kullanılır. Elementlerin sembolleri ülkelerin konuşma diline göre farklılık göstermez. Bir elementin sembolü, dünyanın her yerinde aynıdır. Böylece bilim dili oluşturulur.
Periyodik sistemde yer alan ilk 18 elementin adını, sembolünü ve kullanım alanlarını öğrenelim.
Element Numarası       Element Adı ve Sembolü                             Kullanım Alanları
Suyun yapısındaki iki çeşit elementten birisi hidrojendir. Canlıların yapı taşı olan elementlerden birisidir. Gelişen teknoloji, hidrojeni yakıt olarak kullanabilmemizi sağlamıştır.
Helyum gazının yoğunluğu havadan daha düşüktür. Bu nedenle uçan balon ve zeplinlerde kullanılır.
Lityum; dizüstü bilgisayar, cep telefonu gibi cihazların bataryalarında yaygın olarak kullanılır.
Berilyum elementi hafif olmasına rağmen çelikten bile daha serttir. Bu özellikleri uzay araçlarında, inşaatlarda ve bilgisayar parçalarında malzeme olarak tercih edilmesini sağlar.
Ateşleyici olarak roketlerde kullanılır. Bor, yalıtım malzemesi olan cam elyafının önemli bir bileşenidir.
Canlıların temel yapı elementlerinden bir diğeri de karbondur. Karbonun iki farklı formu bulunur. Bunlar elmas ve grafittir.
Çelik üretimi ve plastik sanayisi karbon elementinin yaygın olarak kullanıldığı alanlardır.
Atmosferin %78’ini oluşturan azot elementi düşük erime ve kaynama sıcaklığına sahiptir. Bu nedenle soğutma amacıyla azot elementinden faydalanılır. Azot elementinin bazı bileşikleri gübre sanayisinde ve patlayıcı yapımında kullanılır.
Canlıların solunum olayının gerçekleşmesi oksijen elementine bağlıdır. Ayrıca yaşamın temel maddelerinden birisi olan suyun da bileşenlerinden birisini oluşturur.
Flor elementi teflon üretiminde kullanılır, diş macunlarının yapısında bulunur.
Reklam aydınlatmalarında, televizyon tüplerinde, paratonerlerde ve soğutucularda neon elementi kullanılır.
Yeryüzünde en bol bulunan elementlerden birisi sodyumdur. Eczacılık, tarım, fotoğrafçılık, aydınlatma gibi alanlar başlıca kullanım alanlarıdır.
Hava taşıtlarının yapımında kullanılır.
Mutfak araç gereçlerinin yapımında kullanılır. Alüminyum alaşımları hafif ve güçlü olduğu için uçak, füze ve otomobillerin yapımında da kullanılır.
Silisyum, kullanım alanı geniş olan elementlerden birisidir. İnşaat sanayisinde, emaye, çanak, çömlek ve cam yapımında kullanılır.
Önemli bir fosfor bileşiği olan fosforik asit, gübre üretiminde kullanılır. Kibrit, deterjan, diş macunu ve havai fişek kullanım alanlarıdır.
Kükürt elementi, siyah barut ve pillerin temel elementlerinden birisidir. Kurutulmuş meyvelerin ağartılmasında ve sülfürik asit elde etmede kükürt elementi kullanılır.
İçme sularının ve havuz sularının dezenfeksiyonu klor elementinin en yaygın kullanım alanlarından birisidir. Boya ve petrol sanayisinde de klor elementinden faydalanılır.
Aydınlatma ampulleri ve floresan lambalar, argon elementinin kullanım alanlarıdır.
Periyodik sistemdeki ilk on sekiz elementin yanı sıra günlük yaşantımızda sıklıkla karşılaştığımız bazı elementler ve sembolleri aşağıdaki tabloda belirtilmiştir.
BAZI BİLEŞİKLERİN VE İYONLARIN FORMÜLLERİ VE İSİMLERİ
Elementlerin bazen atomik yapıda bazen de moleküler yapıda olduğunu öğrenmiştiniz. Atomik yapıda olan elementler sembol ile gösterilirken moleküler yapıda olan elementleri ifade etmek için sembolün altına sahip olduğu atom sayısı yazılarak bir formül elde edilir.
 
O —> Oksijen atomunun sembolü       O2 —> Oksijen molekülünün formülü
Farklı element atomlarından oluşan moleküllerde bir araya gelen elementlerin birbirine oranı farklı olabilir.
Örneğin hidrojen ve oksijen element atomları bir araya gelerek su molekülünü oluşturur. Bileşikte oksijen atomlarının iki katı kadar hidrojen atomu bulunur. Yani bileşikteki hidrojenin, oksijene oranı 2/1’dir. Kimyacılar, bu oranları moleküllerin bileşimini açıklamak için kullanır. Ancak daha kolay anlaşılabilmesi için sembol ve oranlar birleştirilerek kimyasal formüller oluşturulur.
Su bileşiğinin formülü H2O’dur. Formüldeki 2 alt simgesi, her su molekülünde iki hidrojen atomunun bir oksijen atomuna bağlandığını gösterir.
Sodyum ve klor iyonları bir araya gelerek sodyum klorür bileşiğini oluşturur.
Sodyum + Klor —> Sodyum klorür               Na+ + Cl —> NaCl
Bileşiğin formülü NaCl’dir. Formüle bakıldığında elementlerin birleşme oranının 1 olduğu görülür.
Bu bileşiğin diğer adı sofra tuzudur.
Yukarıdaki çizimler bazı bileşiklerin moleküllerine aittir. Bileşik formülleri ve molekül modelleri
karşılaştırıldığında modellerdeki element atomların birbirlerine oranının formüllerdeki elementlerin
birbirine oranını yansıttığı görülür.
Bazı iyonlar ve yaygın kullanılan bileşiklerin isimlerini öğrenelim:
Bazı bileşiklerin formülleri ve isimlendirmeleri aşağıda verilmiştir.
KNO3 —> Potasyum nitrat
NaCl —> Sodyum klorür
K2SO4 —> Potasyum sülfat
Na2SO3 —> Sodyum sülfit
K2CO3 —> Potasyum karbonat
AlPO4 —> Alüminyum fosfat
Moleküllerin biraraya gelmesi ile oluşan bazı yaygın bileşiklerin formülleri ve isimlendirilmeleri
aşağıdaki gibidir.
CO2 —> Karbondioksit        NH3 —> Amonyak
PCl3 —> Fosfor triklorür      NO2 —> Azot dioksit
HCl —> Hidrojen klorür       SO2 —> Kükürt dioksit
Moleküllerdeki atom sayısını molekül formülünü kullanarak hesaplayabiliriz.
 
Örneğin: Ca(NO3)2 molekülünde; 1 adet kalsiyum, 2 adet azot, 6 adet oksijen atomu bulunmaktadır.

KARIŞIMLAR

HOMOJEN VE HETEROJEN KARIŞIMLAR
Su, şeker ve tuz elementlerin belirli oranlarda bir araya gelmesi ile oluşan bileşiklerdir. Aynı zamanda da saf maddedirler. Ancak günlük yaşamda kullandığımız pek çok madde saf madde değildir. Etrafımızdaki maddelerin çoğu karışım hâlinde bulunur.

Birkaç çeşit madde kimyasal bağ oluşturmadan bir araya gelirse karışım adı verilen maddeler oluşur.

Hava, toprak, parfüm, gazoz, metal paralar farklı maddelerin belirli bir oran olmadan bir araya gelmesi sonucu oluşmuş karışımlardır.

Karışımı oluşturan maddeler arasında kimyasal bağ oluşmadığından karışım, yeni bir madde değildir. Bu nedenle karışım, kendisini oluşturan maddelerin özelliklerini taşır.

Karışımlar görünümlerine göre 2’ye ayrılır.

Her yerinde aynı özelliği göstermeyen, maddelerin eşit olarak dağılmadığı karışımlar, heterojen karışımdır.

Adi karışım olarak da bilinen bu karışımlara kumlu su, ayran, zeytinyağlı su örnek verilebilir.

Her yerinde aynı özelliği gösteren, maddelerin eşit olarak dağıldığı karışımlar, homojen karışımdır. Homojen karışımlar çözelti olarak da adlandırılır.

Hava, gazoz, metal para, deniz suyu homojen karışıma örnek gösterilebilir.

Çözelti, çözücü ve çözünenden oluşur. Maddelerin atom, iyon veya molekül büyüklüğünde dağıldığı ortama çözücü; atom, iyon veya molekül büyüklüğünde dağılan maddeye de çözünen denir.

Tuzlu su örneğinde su çözücü, tuz çözünendir. Çözelti oluşurken çözücü ve çözünen maddeler birbiri içerisinde dağılır. Dağılma, çözücünün taneciklerinin çözünenin taneciklerini birbirinden tek tek ayırması ve etrafını sarmasıyla gerçekleşir. Bu olaya çözünme denir.

Birçok kişi çözeltilerin hep sıvı şeklinde olduğunu düşünür ancak böyle değildir. Çözeltiler çözücü ve çözünenin farklı hâllerde herhangi bir birleşimiyle oluşabilir.

Katı çözeltiler genellikle en az bir metal içerir. Örneğin çelik, az miktarda karbonun demir içerisinde çözünmesiyle elde edilir. Metal içeren katı çözeltiler alaşım olarak adlandırılır. Alaşımlar metallerin eritilerek sıvı hâle getirilmesiyle oluşturulan karışımlardır.

Gaz çözeltiler iki ya da daha fazla gazın homojen olarak karışmasıyla oluşur. Örneğin soluduğumuz hava, %78 azot ve %21 oksijen gazı içeren bir çözeltidir. Dolayısıyla bu çözeltide çözücü azot gazı, çözünen ise oksijen gazıdır.

Sıvı çözeltiler, sıvı bir çözücü içermelidir; ancak çözünen gaz, sıvı ya da katı olabilir. Örneğin nehir sularında çözünmüş oksijen bulunur. Sudaki canlılar yaşayabilmek için suda çözünmüş hâldeki oksijeni kullanır. Tuzlu suda çözünen katı hâldeki tuz, kolonyada ise çözünen sıvı hâldeki alkoldür.

ÇÖZÜNME HIZINA ETKİ EDEN FAKTÖRLER
Bir maddenin belli bir sıcaklık ve basınçta başka bir madde içerisinde çözünebilen miktarına çözünürlük denir.

  • Sıcaklık artışı katı ve sıvı maddelerin çözünürlüğünü artırır, gaz maddelerin çözünürlüğünü azaltır. Bu nedenle gazlı içecekler (kola, soda, …., vb.) soğuk olarak içilmesi tavsiye edilir. Sıcak ortamda bekletilen gazlı içecek “gazı kaçmış” olarak adlandırılır.
  • Basınç artışı katı ve sıvıların çözünürlüğünü değiştirmezken, gaz maddelerin çözünürlüğünü artırır.
  • Çözen ve çözünen madde cinsi önemlidir. Her madde birbiri içinde çözünemez. Yağ suda çözünemezken eterde çözünür. Tuz hem suda hem de alkolde çözünür.
  • Çalkalama, karıştırma, toz haline getirme (katı için) çözünmeyi hızlandırır.
    KARIŞIMLARIN AYRIŞTIRILMASINDA KULLANILAN YÖNTEMLER
    İki ya da daha fazla maddenin kendi özelliklerini(kimyasal) kaybetmeden bir araya bulunması karışım olarak adlandırılır. Karışımı oluşturan maddeler sadece fiziksel değişime uğrar. Bu nedenle karışımda yer alan maddeler özelliklerini korumuş olurlar. Bu özelliklerinden dolayı istenildiği zaman karışımlar kendini oluşturan maddelere basit yöntemlerle ayrıştırılabilir. Karışımların kendisini oluşturan maddelere ayrıştırılmasına, başka bir deyişle karışımdaki maddelerin eski haline döndürülmesine karışımların ayrıştırılması denir.
    Karışımı oluşturan maddeler farklı yöntemler kullanılarak birbirlerinden ayrılabilir. Günlük yaşantımızın pek çok noktasında karışan maddeleri birbirinden ayırarak yaşamımızı kolaylaştırırız.
    Karışımların ayrıştırılmasında, karışımı oluşturan maddelerin fiziksel hal, yoğunluk, mıknatıslanma, tanecik boyutu, kaynama noktası farkı gibi özelliklerinin farklılığından yararlanılır. Karışımları ayrıştırma işlemine başlamadan önce karışımı oluşturan maddelerin bu özellikleri göz önünde bulundurularak uygun yöntem seçilir ve karışımlar basitçe birbirinden ayrılabilir.
    1.Buharlıştırma İle Ayrıştırma Yöntemi
    Karışımların ayrıştırılmasında buharlaştırma yönteminin kullanılabilmesi için karışımı oluşturan maddelerin buharlaşma noktalarının farklı olması gerekir. Bu yöntemle karışımlardaki çözücü madde buharlaştırılarak karışımdan uzaklaştırılır ve geriye çözünen madde kalır. Yani bu yöntem çözünen maddeyi elde etmek için kullanılabilir. Çözücü madde buharlaşacağı için elde edilemez. Tuzlu su karışımını ele alacak olursak; buharlaştırma yöntemi ile karışımdaki çözücü olan su karışımdan uzaklaştırılırken geriye tuz kalır. Bu yöntemle deniz suyundan tuz elde edilebilir. Aynı şekilde şekerli su karışımdaki şekerin elde edilmesinde de buharlaştırma yöntemi kullanılabilir. Bu yöntem genellikle katı-sıvı karışımlarının ayrıştırılmasında kullanılır.
    2.Damıtma İle Ayrıştırma Yöntemi
    Bu yöntem homojen sıvı-sıvı karışımların ayrıştırılmasında, sıvıların kaynama noktaları farkından yararlanılmasıdır.
    Damıtma yönteminde kaynama noktaları farklı olan sıvılardan oluşan karışımlar ısıtılır ve kaynama noktası küçük olan sıvı buharlaştırılır.
    Gaz hale geçen madde soğuk bir ortamdan (buz içerisinden) geçirilerek yoğuşturulur ve tekrar sıvı hale geçirilir.
    Bu şekilde karışımdaki sıvı maddeler birbirinden ayrıştırılmış olur.
    Örneğin etil alkol-su karışımı ayrıştırılırken, karışım ısıtılır ve kaynama noktası daha düşük olan etil alkol gaz sudan önce gaz hale geçer. Gaz haldeki etil alkol buz içerisinden geçirilerek yoğuşturulur. Sıvı hale tekrar dönen etil alkol başka bir kap içerisinde biriktirilir. Böylece su ve etil alkol karışımı damıtma yöntemi ile birbirinden ayrıştırılmış olur.
    3.Mıknatıs İle Ayrıştırma Yöntemi
    Mıknatıs; demir, nikel ve kobalt gibi maddeleri çekerken kükürt, ahşap, kum, taş gibi maddeleri çekemez. Karışımlar, maddelerin mıknatıs tarafından çekilip çekilmeme özelliklerinden yararlanılarak ayrıştırılabilir.
    Örneğin, demir tozu-kükürt karışımını ayırmak istediğimizde mıknatıs ile ayırma yöntemini kullanabiliriz. Karışıma mıknatıs yaklaştırdığımızda demir tozları mıknatıs tarafından çekilerek karışımdan ayrıştırılmış olur.
    4.Yoğunluk Farkı İle Ayrıştırma Yöntemi
    Bu yöntem maddelerin ayırt edici özelliklerinden olan yoğunluk farkından yararlanılmasıdır. Katı-katı ve sıvı-sıvı karışımların ayrıştırılmasında kullanılabilir.
    Örneğin; yoğunlukları farklı olan ve suda çözünmeyen iki maddeden oluşturulan karışımı ayrıştırmak istediğimizde bu
    karışımı su içerisine attığımızda yoğunluğu büyük olan madde suda batarken yoğunluğu küçük olan madde suda yüzecektir. Bu şekilde iki madde birbirinden ayrıştırılmış olacaktır.
    Aynı şekilde; heterojen sıvı-sıvı karışımı olan zeytinyağı-su karışımını ayrıştırmak istediğimizde ayırma hunisi yardımıyla sıvıların yoğunluk farkından yararlanabiliriz. Ayırma hunisi içerisine koyduğumuz karışımda yoğunluğu büyük olan su altta, yoğunluğu küçük olan zeytinyağı üstte kalacak şekilde dengede kalacaktır. Ayırma hunisinin musluğu açılarak suyun başka bir kaba akıtılması ile karışımı oluşturan maddeler yoğunluk farkı ile birbirinden ayrıştırılmış olacaktır.
    Karışımların ayrıştırılmasında bu yöntemler dışında süzme, eleme gibi daha basit yöntemlerde kullanılmaktadır.
    Makarna pişirirken süzme yöntemi kullanılarak makarna sudan ayrılır.
    İnşaat işçileri, birbirine karışmış farklı büyüklükteki taş ve kumu eleme yöntemini kullanarak birbirinden ayırabilir.
    Santrifüj cihazları kullanılarak çöktürme yöntemiyle kanın sıvı kısmı ve hücreler ayrılabilir. Bu yöntem hastalıkların teşhisinde kolaylık sağlar.
    Metal atıklar diğer çöplerin arasından büyük mıknatıslar kullanılarak mıknatıslama yöntemi ile ayrılabilir.

    EVSEL ATIKLAR VE GERİ DÖNÜŞÜM

    GERİ DÖNÜŞÜMÜ SAĞLANABİLEN MADDELER NELERDİR?
    Günlük yaşantımızı sürdürebilmek için pek çok maddeye ihtiyaç duyarız. İhtiyacımızı karşıladıktan sonra bu maddelerin işimize yaramayan kısımları, atıkları oluşturur. Pil, cam, ambalaj atıkları, yemek artıkları evsel katı atıkları oluştururken, atık yağlar, kirli sular, lağım suları evsel sıvı atıkları oluşturur. Atıkların etkilerini ve geri dönüşüm yollarını inceleyelim.
    Ormanlık bir alanda dolaşıyorsanız mis gibi havayı soluyarak içinize çekebilirsiniz. Ormanlık alanda binlerce canlı yaşar ancak kendi aralarındaki düzen sayesinde atık maddeler ve ölen canlılar ayrıştırıcı canlılar tarafından geri dönüştürülür. Oysa kalabalık bir şehrin merkezinde dolaşırken egzoz, çöp kokusu gibi hoş olmayan kokulara maruz kalabilirsiniz.

    Doğanın tersine insanlar büyük ölçüde çöp üretmektedir. Endüstrileşmiş bir ülkede yaşayan dört kişilik bir ailenin bir yıl boyunca ürettiği çöpün ağırlığı bir tonun üzerindedir. Bu miktarın büyük bir kısmı gerçekten çöp değildir.

    Çürüyebilen her şey organik atıktır ve çöp olarak değerlendirilebilir. Sebze ve meyvelerin yenilmeyen kısımları çöptür. Plastik, cam, alüminyum, kâğıt, pil çöp değildir. Birtakım işlemlerden geçirildikten sonra geri dönüşümü sağlanabilir. Yeniden değerlendirilme imkânı olan atıkların çeşitli işlemlerden geçirilerek ikincil ham maddeye dönüştürülerek tekrar üretim sürecine dâhil edilmesine geri dönüşüm denir.

    Yaşam alışkanlıklarımızı değiştirerek çevre sorunları ile mücadele edebiliriz.

    Kâğıt, plastik, cam, alüminyum, pil gibi katı atıklar geri dönüşüm kutularında toplanmalı, ilgili tesislere yerel yönetimlerce ulaştırılmalıdır.

    Geri dönüşüm faaliyetlerinde bulunmak, dünyamızın kaynaklarının daha tasarruflu kullanılmasını sağlar. Kaynakların, tasarruflu kullanılması ise aile ekonomimize ve ülke ekonomimize fayda sağlayacağı gibi çevrenin korunmasına da katkıda bulunur.

    Evimizde kullandığımız, ihtiyacımızı karşıladıktan sonra işimize yaramayan ambalaj atıklar, katı atıklardır. Pet şişeler, cam kavanoz ve şişeler, tarihi geçmiş gazeteler, kullanılmış kâğıtlar, bitmiş piller, alüminyum kutular, karton kutu ve poşetler evimizdeki katı atıklardır.

    Katı atıkların yanı sıra evimizde sıvı atıklar da bulunur. Bulaşık ve çamaşır makinelerinin kullanımı sonucu atılan su, kızartma gibi yemeklerde kullanılan sıvı yağlar sıvı atıklardır.

    GERİ DÖNÜŞÜMÜN ÖNEMİ
    İstek ve ihtiyaçlarımızın karşılanması sürecinde elektrik, su, yakıt, gibi pek çok çeşitte doğal kaynak tüketilir. Dünya nüfusunun 7 milyarın üzerinde olduğu düşünülürse insanların istek ve ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için doğal kaynaklar yeterli olmaz.

    Ne kadar tükettiğimizi ve tüketimlerimizin nelere yol açtığını bilmek, bilinçli tüketim alışkanlıkları edinmemizi ve tüketim konusunda bilinçli davranmamızı sağlar.

    Dünyadaki insanların gereksinimleri genel olarak hesaplandığında, ihtiyacı karşılamak için 1 tam ve 3’te 1 kadar fazlası dünya gereklidir. Ancak bir tek dünya olduğu için tüketim alışkanlıklarının değiştirilmesi zorunludur. Bu durum kaynakların sürdürülebilir kullanılmasını gerekli kılmıştır.

    Kaynakların sürdürülebilir kullanılmasının en önemli yollarından birisi de geri dönüşüm faaliyetlerini yaygınlaştırmaktır.

    Doğal kaynakların tüketimini yavaşlatmak amacıyla geri dönüşüm kampanyaları başlatabiliriz.

    Öncelikle kendi sınıfımıza, sonrasında okulumuzdaki tüm sınıflara atık kâğıt, cam, plastik ve pil toplama kutuları yerleştirebiliriz.

    İlçemizin belediye başkanından randevu alarak sınıfça yaptığımız geri dönüşüm çalışmalarımızı anlatabiliriz. Bu çalışmaları, ilçe geneline yaygınlaştırmak için belediye başkanımızdan destek alabiliriz.

    Doğal kaynakların tüketimi yavaşladığında doğaya verdiğimiz zarar da azalacaktır.

    Geri dönüşümün amaçlarından bir diğeri de katı atık miktarlarının azaltılması ile çevre kirliliğinin önemli ölçüde önlenmesini sağlamaktır.

    ATIK SULARIN ARITIMI
    Dünyadaki su kaynaklarının çok az bir kısmı içilebilir tatlı su kaynaklarıdır. Bu nedenle su kaynaklarımızı çok dikkatli kullanmalı, suyu israf etmemeliyiz.

    Gelişen teknoloji ile birlikte üretilen ürün miktarı artmış, üretimle oluşan atık maddeler hava, toprak ve suda kirliliğe neden olmuştur. Bu durum içtiğimiz suların arıtılması ihtiyacını doğurmuştur.

    Kentlerin ve kasabaların suyu göllerden, ırmaklardan ve barajlardan elde edilir. Su, kullanılacak duruma gelmeden önce su arıtma tesislerinde temizlenir. Bu temizleme işlemi, aşamalı olarak gerçekleştirilir. Su öncelikle süzülerek büyük parçalardan kurtulur. Ardından çökeltme işlemiyle, suda asılı kalan maddelerin dibe çökmesi sağlanır. Sonrasında su, kum ve çakıl süzgeçten geçirilir ve sıra klorlama aşamasına gelir. Bu aşamada suya klor eklenerek mikroplardan arındırılır. Su deposuna giden su, borulara pompalanarak evlerimize ulaşır.

    Yer altı suları, kirliliğin söz konusu olmadığı durumlarda çoğunlukla temiz olur. Doğanın milyonlarca yıldır suyu arıtmak için kendine özgü yöntemleri vardır. Kaya ve toprak katmanları, süzgeç gibi davranarak birçok yabancı madde ve bakteriyi tutar. Sudaki canlılık etkinlikleri sayesinde oluşan oksijen de ölmüş canlıların parçalanmasını sağladığından suyun temiz kalmasında rol oynar. Suyun içindeki kimyasal maddeler, su yosunları tarafından tutulur ve su yumuşatılır.
    GERİ DÖNÜŞÜMÜN EKONOMİYE KATKISI

    Geri dönüşümün farkına varan ülke ve üreticiler, kaynak israfını önlemek ve ortaya çıkabilecek enerji krizleri ile baş edebilmek için atıkların geri dönüştürülmesi ve tekrar kullanılması için çeşitli yöntemler aramış ve geliştirmişlerdir.

    Demir, çelik, bakır, kurşun, kâğıt, plastik, kauçuk, cam, elektronik atıklar gibi maddelerin geri dönüşüm tesislerinde işlenmesi ve tekrar kullanılması, doğal kaynakların tükenmesini önler. Bu durum, ülkelerin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ithal edilen hurda malzemeye ödenen döviz miktarını da azaltır, kullanılan enerjiden büyük ölçüde tasarruf sağlar.

    Alüminyumun geri kazanımıyla;
    Enerji tüketiminde %95, hava kirliliğinde %90, su kirliliğinde %97 azalma gerçekleşir. On adet alüminyum içecek kutusu geri kazanıldığında, bir lambanın 35 saatte ya da bir televizyonun 30 saatte harcadığı elektrik enerjisi korunmuş olur.

    Atık kâğıtlar belirli işlemlerden geçirildikten sonra kâğıt üretilir.

    Kullanılmış kâğıdın tekrar kâğıt imalatında kullanılmasıyla;
    Hava kirliliği %74-94, su kirliliği %35, su kullanımı %45 azaltılır. Bir ton atık kâğıdın, kâğıt hamuruna katılmasıyla 8 ağacın kesilmesi önlenebilir.

    Camın geri dönüştürülmesiyle;

    Enerji tüketiminde %25, hava kirliliğinde %20, maden atığında %80, su tüketiminde %50 azalma gerçekleşir. Kum, soda ve kireç gibi doğal kaynaklar korunur.

    KULLANILABİLİR EŞYALARI, İHTİYAÇ SAHİPLERİNE ULAŞTIRALIM
    Günlük yaşamda kullandığınız eşyalar, doğal kaynaklardan üretilmiştir. Yün halının üretiminden satışına kadarki süreci ele alalım.

    Yün, koyunlardan kırkılır. Kırkılan yün eğrilerek iplik yapılır. İplik, boyalar kullanılarak boyanır. Yün iplik dokunarak yün halılar üretilir. Ürünlerin nakliyesi sırasında fosil yakıt kullanılır. İlk aşamadan son aşamaya kadar insan emeği gereklidir.

    Anlatılan süreci düşündüğünüzde bu ürünlerin en verimli şekilde kullanılması hem doğayı hem de insan emeğini korumak açısından önemlidir. Bu nedenle eşyalarımızı temiz ve düzenli kullanmalıyız. İhtiyaç duymadığımız eşyalarımızı ihtiyacı olanlara vermeliyiz. Böylelikle israfın önüne geçeriz.

    KİMYA ENDÜSTRİSİ

    KİMYA ENDÜSTRİSİNDEKİ İŞLETMELERİN TOPLUM VE ÜLKE EKONOMİSİNE KATKILARI
    Kimyasal ürünler, hayat standardımızı arttırıp, hastalıklara karşı korunmamızı ve tedavi edilmemizi sağlar.
    Kimya endüstrisinin gelişmesi için önemli olan petrol, doğalgaz gibi doğal kaynaklara sahip olmayan ülkemizde kimya endüstrisi ağırlıklı olarak kimyasal ürünlerin imalatı için ham madde sağlayan petrokimya ile boya, vernik, sentetik elyaf, gübre, soda, bor gibi kimyasal ara mamul ve sabun, deterjan, kozmetik ürünleri gibi tüketici kimyasalları üretim tesislerinden oluşmaktadır.
    Kimya endüstrisi sağladığı istihdam ile ülkemizin ekonomisinde önemli bir yere sahiptir.

    • TÜİK’in açıkladığı en yakın yıl olan 2011 itibarıyla kimya sektöründe yaklaşık 4 bin girişim faaliyet göstermektedir.
    • Kimyasal ürünlerin imalatında görev alan ücretli çalışan sayısının 2011 yılında 64,3 bin seviyesinde bulunduğu hesaplanırken, söz konusu rakamın 2013 yılında 69,8 bine ulaştığı tahmin edilmektedir.
    • Ekonomi Bakanlığı verilerine göre 2011-2012 yılında kimya ile ilgili dallarda tüm eğitim seviyelerinde yaklaşık 9.500 mezun verilmiştir. Bu rakamın %12’sini yüksek lisans ve doktora mezunları oluştururken %16’sı meslek lisesi kalanı da lisans mezunlarından oluşmaktadır.
    • Kimya alanında eğitim almış kişiler kimya endüstrisinin gelişimini hızlandırmakta, ülkemiz için faydalı ürünlerin oluşturulmasını sağlamaktadırlar.
    • Ülkemiz kimya sanayisinin, çevreye zarar vermeyen, katma değeri yüksek ürünlerin üretimi ile kendi teknolojisini oluşturan ve geliştiren bir yapıya kavuşturabilmesi için, AR-GE faaliyetlerinin arttırılması gerekir.

    KİMYA ALANINDA YAPILAN ÇALIŞMALAR
    Türkiye’de kimya sanayisinin tarihi, yakın zamana dayanmaktadır. 20. yüzyılın başlarında Osmanlı Dönemi’nde sabun, temizlik vb. ürünleri üreten birkaç adet üretim tesisi dışında, kimya sanayi tesisi bulunmamaktaydı.

    Türk savunma sanayisinin temelini oluşturan Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKE), değişik isim ve statüler altında 15. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’ne kadar inebilen tarihî bir geçmişe sahiptir. Kurumun çekirdeğini, İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulan top dökümhanesi oluşturmaktadır. O zamanki adı “top asithanesi” olan Tophane, faaliyetini Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarına kadar sürdürmüştür.

    Kurum, farklı unvanlarla iktisadi ve ticari faaliyetlerini devam ettiren bir kuruluş olarak günümüze kadar gelmiştir.

    Cumhuriyetin ilanı ile kimyasal üreten şirketlerin kurulması sürecinde patlayıcılar, tıp, tarım kimyasalları, deterjanlar, matbaa mürekkebi ve tekstil boyaları üretilmeye başlanmıştır. 1950’li yıllardan itibaren planlı ekonomi döneminde kimya sanayisi gelişimi hızlanmıştır. 1960-1980 döneminde devlet eliyle petrokimya, organik ve inorganik temel kimyasallar, gübre üretimi gibi yüksek yatırım gerektiren alanlara yatırımlar gerçekleştirilmiştir.

    1980’li yıllardan itibaren uygulanan ihracata dayalı politikalarla birlikte sektör, günümüzdeki gelişmişlik derecesine ulaşmıştır. Bu dönemde ihracat ve ithalat gelişmiş, iç pazarda da başta otomotiv ve tekstil olmak üzere pek çok endüstriye girdi sağlanmıştır. Sektör firmalarının büyük çoğunluğu İstanbul, İzmir, Kocaeli, Sakarya, Adana, Gaziantep ve Ankara’da faaliyet göstermektedir.

    Ülkemizdeki kimya sektörünün gelişimi, sektör çalışanlarının sorunları ve bu sorunların çözümleri konusunda sivil toplum kuruluşları da çalışmalar yürütmektedir. Kimyagerler Derneği, Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği ve Türkiye Kimya Derneği bu kuruluşlardan bazılarıdır.

     http://fen-hocasi.blogspot.com.tr/
     Kadir Öğretmenime Teşekkürler

Check Also

EVSEL ATIKLAR VE GERİ DÖNÜŞÜM

                            Evsel ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir